Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Müsade Özdemir
DOLUNAY Çevrimdışı
Junior Member
**



Yorumları: 6
Konuları: 3
Kayıt Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 0
#1
[b][font=Arial][size=x-large][color=green]Müsade Özdemir[/color][/size][/font][/b] [font=Arial][b][color=green]1967 y
Müsade Özdemir

1967 yılında Elazığ’da doğdu. Elazığ Endüstri Meslek Lisesi Makine Ressamlığı bölümünden mezun oldu. Evli ve iki çocuk annesi.
‘‘MÜSADENİZLE ’’ İsimli bir adet şiir kitabı bulunmaktadır.
Eserlerinin yayınlandığı dergi ve gazeteler; Sevgi Yolu Dergisi, Gümüldür Objektif Gazetesi, Yeni Adana Gazetesi, Trabzon  Taka Gazetesi ve Seza Dergisi. İnternet aracılığıyla da bir çok sitede eserleri yayınlanmaktadır

Birkaç tane şiirini sizlerle paylaşmak isdetim


--ÖLÜLER GÖMÜLMELİ--

sen kerpiç duvarlarla çevrili dar odalarda
alçak pencereli toprak damlarda büyüdün
sen ırmak ve göl kıyılarıyla kol-kola
sümbüllerin mavisine batmış çayırlarda yürüdün

sen ne vakit çürüdün

ah ciğerim
nereden alıştın böyle başını soğuk taşlara koymaya
sen nereden tanıştın bu kara kışla

kaç asırlıktır aktarılan bu dam
ve altında yudum yudum içtiğin gam
kaç asırlık
tufanların kıyımında kırık bir dal gibi duruyorsun
zaman hangi gülüşte, hangi düşte aldı gitti seni
uzaklara bak
tarihi olmayan mezar taşlarına
bak esnemeyen toprağa

geziniyor üstünde sonbaharın elleri

ah ciğerim, durma öyle boynu bükük şakayık gibi
saflığındandır dilindeki bu yara
kendi yerine koyduğundandır
kim hilesiz -kim çıplak
herkes kendi kuytusunda bir başkadır

sallanıp durma sanrının sarkacında
açılır küflü sandık
açılır küflü sandık çıkar yedi başlı ejderha
üstünde sığırcık sürüsüdür alaz
tutunma kanadına

çivisi çıkmış insanlığın sarkıyor kara yüzlü duvarlarda
dokunma
dokunma bir hayat varmışçasına
yokla saçlarının dibinden geçen korkuları

çatlar toprak, susarken zaman çatlar toprak
dökülür yüreğinin en ücra köşeleri
susar, susar da yanıtsızlaşır
ve salt acı
gittikçe koyulaşır

sen böyle ağladıkça ve dudakların kanadıkça sınırsız
yaralılar gibi
can verirken kanayan yaralardan yaşamın akıp gittiği
yüzün silme tabut, silme kefen, silme buz
göstermez hayatı hiçbir ayna
aynalar tuzbuz

yalancıların-aşksızların ve arsızların kımıldadığı şu boş dünyada
inancın ve güvencin bozkırında esrik bir hava
dolar çatıların kiremitlerin altına
düşmez saçlarına gün ışığı

binlerce kelebek havalanırken aklında
kara bir nara
asılı kalır yürek duvarına
gör bak hayat nasıl da birden bire boşalır

tetiği düştüğünde sessizliğin
hangi merhem akar gözlerine
soğuk tenine hangi
ölüler gömülmeli ah ciğerim
bütün dertleriyle eriyip toprağın derinine
ölüler gömülmeli

Müsade Özdemir

---BENİM ADIM SONBAHAR---

böyle başlarmış ölüm
sansarlar yavaş yavaş kemirirmiş
her kıvılcımda bir yangın
yürekler ateşe kesilirmiş

söz etme kavuşmalardan
bırak sayfalar boş kalsın
ölüm dağınık
bütün cesetleri topla giy kendine
sus öylece kal

okyanus kucaklayan çıkmaz sokaklar ve anahtarsız kapılar bilir bunu
kanayan uçlarında karanlık göl, canlı cesetler yıkanan
ve gel-gitlere bırakılan mutluluk
ölen günün ağzında
o doğmak bilmeyen çocuk

atlasına umut diye açtığın yelken, titrediğin tenha
asaletsiz zat, ipliği pazara çıkmış bir cellat
bırak yürüsün
çürüsün toprak, çürüsün ceset
bakışsız
haykırışsız
yankısız bir nihayet

böyle zehredilirmiş
böyle tüketilirmiş hayat tozdan tülün ardından
çoğalan yozdan yobazdan sorma
arama hükümranların şölen sofrasında
kartalların akbabaların uçtuğu dorukta her dağın ardı karanlık değil mi
döner hiç durmadan, bıçaklar döner
ekmek
kan
ve leke
iç-içe

gözlerin
saçların düğüm
hayat: düğüm üstüne kördüğüm
askıya alınca birileri
yolcusuz yollarda beklediğin, sahiplendiğin kış değil mi
çığ düşer gibi bırak kaysın toprak ayaklarının altından

acı: o dinmeyen meret
dokunamadığın, tutunamadığın dolanan damarlarında
avuçlarında bir tutam karanlık
mühürlü mahzen

ah sen! !
sen ak / akabildiğin kadar
ak acı su yol senindir
kesiverdin gözlerimi karanlığa
soğuk bir vedaydın dolandın boynuma
yürü cellat
güneş düşmüş ağzına, yol senindir
benim adım sonbahar
unutma
s o n b a h a r / s o n s u z a / k a d a r / t ü k e n i ş t i r

Müsade Özdemir

---SENİ YAŞAMAK VAR YA DOSTUM---

seni yaşamak
yalnızlığı çarmığa gererek
yanılsamalardan arınmaktır
çıkarak bir savaşın cehenneminden
dağıtmaktır ölüm korkusunu çocuk gözlerimde
en uzununda, en derininde
saymak yeniden yaşamayı
yelken açtıkça gönlünün engininde

akmak sana bile bile
ana kucağı kadar sıcak nefesinin ikliminde
dört mevsimi yaşamak

sayısız fidanın filizlenmesi gibi
çoğalması yaprakların
gürleşmesi yeşilin

seni yaşamak
yarınlara umut dokuyan zamanda
uzak bahçelerde
fesleğen kokusunda huzuru yakalamak

karamsarlığı dağıtmak ruhun saydamlığında
susmak yeniden, yeniden konuşmak
sıra dışı sevgilerin
söylenmemiş sözlerde
gizlerine göz olmaktır

şükredebilmek güne
dolarak evrene
dokunarak maviliklere
minnetini mutlu günlerin
tanrıya duyurmaktır

seni yaşamak dostum
güneşin tene düşmesidir ağır ağır
erimesidir buzullaşmışlığın

sahipsiz nehirler gibi, denizlere akarak
çoğalmak zamanın döngüsünde
toprağa nem salarak
görmek solmaya yüz tutmuş gülü
öldürmek ölümü

seni yaşamak
ve yaşatmak dostum
o türküyle

‘‘gün gördüm, günler gördüm
seni gördüm, şad oldum’’


Müsade Özdemir

---AŞK: ÖLÜM KADAR MASUM DEĞİL---

eskir bir sevdanın gözyaşları masalda
dökülmüş anka kuşunun kanatlarına

bir kıvılcım
bir uzun ateş
ayağında çöl tuzu, yan yan bitmiyor

ektiği tarlada, hasretin tohumlarıyla
bir kız hasadını topluyor
denizci sevgilisine, yıllar önce ölen

mezarının üstünde otlar
soluk ay ışığında ayrılık türküleri söylüyor
kulak kesildi gecenin dorukları

bir bıçak düştü
çığlık sessizliğine, yüreği al’a kesti
bir fesleğen öldü, sardunya sararıp düştü
hiç kimse duymadı yakarışını
kırıldı kanatları bir serçe köze düştü
yüreği delip geçti kınından çıkan hasret

talanlara kurulan saat ateşten bir taçla
kondu kuşlar gibi zamanın akışına
durup durup çatladı kabuk
kanadı yara

hüzün perdelerini çekti gözlerin penceresi
ektiği tarlada, hasretin tohumlarıyla
bir kız hasadını topladı

sırtında sürgün geçmişi, köz tutar gibi tuttu
geldi yangınların rahminden denize ateş düşüren
suyun alazıyla ovdu ellerini
ne ay ışığı vardı gecede
ne kendine acıma
adanış hazırdı yalnızca
çözdü yüreğinin palamarını
döktü küllerini
...
gözlerini kapattılar, yüzünü örttüler ak köpüklerle
hiç kimse duymadı küllerin iniltisini

biraz düş, biraz gerçek, hayat yalan söyledi

Müsade Özdemir

---JİYAN---

son yolcu gitti, son yağmur yağdı
sustu son şarkı
bu ne ilk ne de son gece…
soğuk sarılar içindeyim, boyun eğiyorum
gidişin hangi tufanın gelişiydi
boynumda muska gibi gezdirdiğim kasırgam
kim var benden başka böyle bekleyen
kimler senin kadrine kapanıktır benim kadar

jiyan
umuda buladığım
hangi gülün bülbülüsün
sevdayı yükledin yorgun kanatlarına
söyle jiyan söyle
göç etme zamanı gelmedi mi

hangi dağı aşsam hangi dala tutunsam
hasretin göğsüme değen taşkınlığında ateş
yanarcasına
eriyip giden bu zavallı bedenim, bir avuç küldür jiyan

alışamadım yokluğuna ölüme alıştığım kadar
gitme
bırakma ellerimi demiştim
gittin jiyan

gittin gideli düşmelerdeyim
sesinde gizlediğin neydi jiyan
bedenimi parçalara bölen
sırrın neydi jiyan acıyı dillendiren

hecelerim yorgun
haykırıyorum sensizliğe
bir yanım düşer gibi toprağa
jiyanım sıcaklığım
jiyanım uysallığım
yokluğunda yok olmuşluğum
bin bir koku, bin bir renk, sokaklarımda izlerine kavuştuğum

zaman eğiliyor yalnızlığa
düşün jiyan
tükenerek yenilmeyi düşün
söyleyecek söz bulamıyor insan

uzayan yolları dinamitliyorum
sana erişilmezliği
bağırıyorum sevdamın görkeminde
gök yanıt vermiyor, yer yanıt vermiyor
boşluklardayım
sabaha düşman gecelerde buluyorum seni
çiseliyorsun benliğime ılık ılık
gün doğuyor
yankılana yankılana gidiyorsun
çekiliyor yüreğimin kanı jiyan

kerpiç duvarlım, yıkık damlım, kapılarda meltemim
saçları buğday başaklım
odam soğuk, yatağım yorgun, inliyor pencerem
nereye baksam sen, neye dokunsam sen
ah bir bilsen jiyanım
bilsen
kuşlar deli deli uçuyor yörüngesiz

gel kıralım feleğin çemberini
gel bozalım ayrılığın hesabını
gel jiyanım gel
adınla gel toprağıma
korkma kim kendi dağında düşebilir
elini ver
yanan parmakların ucunda kim üşüyebilir

kurumuş dudaklarımda türkülerin en içlisi
uzadıkça acının boyu düşlerimde
gökler düşüyor üstüme
çöl fırtınaları üstüme üstüme
ateş topuyla geliyor düş avcıları
ıssız zamanlarda yitip sana koşuyorum
yıldızlarım sönüyor
sönüyor jiyan ve kimse görmüyor

kesiliyor elim ayağım, siliniyor yüzüm
hayallerine sığındığım
ateş bedenli tılsımım
nice şehirler yıkıldı bir gecede
sana hangisinden sesleneyim

son şarkı kim içindi
çanlar kime
kimin bu nihayet
sessiz - kimsesiz
bu ceset
bu cinayet
kimin jiyan
kimin

Müsade Özdemir

---AVUÇLARIMDA CAM KIRIĞI---

hangi şekle koysan hayatı
sıcak günlerin ölgün tortusu
kuruyunca çiçekler otlar
çekilince sular
kim avutabilir deniz kuşlarını

kartallar uçuyor yeşili bitmeyen ormanlarda
ey kuytulara sığınan
dondur kederli siluetini
şifalar arama vurgun yemiş kalbine
dağların toprağı tuttuğu gibi, adını ağzında tutuyor ölüm

serzenişler binlerce
yüreğin o hızlı atışının durduğu yerde
yutkunup yutkunup durma
saklama yaşlarını göz kapaklarında
ne suçluluğun, ne de sindirimindir
yoksunluk
yoksunluk bir ömür boyu
ölümden daha sağır
daha dilsiz

damarlarında öfkeyle balçık
bir karmaşadır hayat
durma
yitikler ülkesine uçarcasına gir
yağarcasına
binlerce yanlışın sesini haykır
indiği gibi yağmurun yeryüzüne
kendini vedalara bağışla
koy bir nokta daha

ve ağla
ağla utanma
bir yaylım ateşi gibi
yumrukların sonradan gelişmeyecek ya
kır bütün aynaları
al yanına yalnızlığını
varsın mübarek kalsın
yaşamak
yaşamak, avuçlarında cam kırığı

Müsade Özdemir

---NEFSİN ŞAH DAMARI---

arsızıyla hırsızıyla ünlenmiş metropollerin
şarapla yıkanmış şehvetlerinde aylakları
gizli mekanlarda yaşları büyütülen
gözlerin boyandığı, namusların sınandığı
cahil çaylakları...
kimi geri dönemeyen, kimi kimvurduya giden
evlatlar varmış, ayakları kapanlara takılı
anneler varmış, dokunsan ağlamaklı

beni oralarda aramayın
gözlerim tanımadığınız bir çocuğun gözlerinde
hiç ağlamadım, olmadık şeyler için
ayakkabı eskitmedim gereksiz arayışlarla
lüks rafları es geçtim, markayı hiç bilmem
köşe başlarında, yalınkatlı tezgahlarda
büyük değerler çoğalttım
acemi oyunlar oynayan
etiketsiz oyuncaklardadır bakışlarım

düşlerimde tekrarlayıp durduğum
ömür desenli, yerli kıyafetlerle
onuruma zam yapıyorum
çoğaldıkça, çoğalıyor annem
küçücük yüreğime, bir dünya alıyorum

hiç caka satmadım sokaklarda
sabır sınadım
insafla doldum, lükse gebe kalmadım
yasak meyveler düşürmeden toprağın rahmine
yetinmeler yazdım her dirhemine
fidanlarım var, onurla besliyorum

sağ yanım sabret diyor, sol yanım merhamet
tepeden tırnağa bir direniş benimkisi
olan bitene...
ne kadar konuşsam, yine de kalır anlatamadıklarım
bunlar işte bunlar, ellerim, gözlerim
doğruluktan olma, sevgiden doğmayım
umuttan çitler örüyorum bahçelerime
aykırı duvarları yıkmalardayım

genç ömrü aştım, gün gördükçe saflaştım
arta kalanı da koynumda gizliyorum
gözlerim iri, yüzüm bir avuç
emridir, kir değmemiş ellerimin
nefsin şah damarını kesiyorum
beni eksiklerde aramayın
çoğalmalardan geliyorum

Müsade Özdemir
(Son Düzenleme: 05-21-2009, Saat:07:54 AM, Düzenleyen: DOLUNAY.)
05-20-2009, Saat:12:25 PM


Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi
Cricket World Cup Live