<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[msn ifadeleri msn avatarları msn eklentileri avatar - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.canimablama.com/</link>
		<description>msn ifadeleri msn avatarları msn eklentileri avatar - http://www.canimablama.com</description>
		<pubDate>Mon, 06 Feb 2012 01:47:02 -0500</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Kim Bu Bakan?]]></title>
			<link>http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15534</link>
			<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 22:49:50 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15534</guid>
			<description><![CDATA[Kutsal Emanetler Konusunda Ülkemizin Sahip Olması Gereken Vizyona Gelecek Gazetesinden Bir Bakış...

KUTSAL EMANETLER [Bakan Aranıyor!]

KİM BU BAKAN?

Yıl 2017 - Gazete Haberi
İstanbul Kutsal Emanetler Müzesi'nden yapılan açıklamaya göre Kutsal Emanetler Müzesi 3.yılında 5 milyon ziyaretçi ağırlayarak,daha önceki 2 yılın toplamından daha fazla sayıda ziyaretçiye ulaştı.Ziyaretçi profiline bakıldığında ise şaşırtıcı istatistiklere ulaşıldı.Dünyanın hemen her ülkesinden ziyaretçilerin geldiği müzeye müslümanlar kadar hristiyanlar ve museviler de ilgi gösterdiler.Dünyada bu çapta eşi ve benzeri olmayan Kutsal Emanetler Müzesi ile birlikte İstanbul müslümanlar için kutsal kabul edilen Mekke,Medine ve Kudüs'ten sonra dördüncü destinasyon haline geldi.Hristiyanlar ise Roma ve Efes'ten sonra yeni bir ziyaretgah elde etmiş oldular.

Kutsal Emanetler Müzesi Türkiye ve dünya açısından bir çok ilke imza atılan bir proje olarak her geçen gün daha da önemli bir hale geliyor.Eski Topkapı Garajı'nın bulunduğu yerin temizlenmesi ile ortaya çıkan alanda 1453 Panoramik Müze ile bir ilke imza atılmıştı,Merkez Efendi Türbesi ve Yenikapı Mevlevihanesi'de aynı bölgede.Gene bu bölgede yapılan Kutsal Emanetler Müzesi'de öncü yaklaşımları ile dikkat çekiyor.

Burası müzenin yanısıra aynı zamanda içinde seminer,toplantı,sinema ve tiyatro salonlarının,Türk İslam sanatları üzerine eğitim birimlerinin,kütüphanelerin,ziyaretçilerin çocukları için kreşin, 3 semavi dinin mensupları için cami,kilise ve sinagogun yanyana olduğu,içinde lokanta ve cafelerin bulunduğu,yemyeşil ağaçlar,bahçeler ve oyun parkları içeren Osmanlı tarzı büyük bir külliye,hatta külliyenin bile bir adım ötesi.Büyük bir alana kurulu olan bu tesis Osmanlı'dan bu yana şehrin dini ve kültürel yapısına eklenen en büyük ve kapsamlı tesis olma özelliğini taşıyor.Müze ve eklentileri aynı zamanda kendine has mimarisi ile de görenlere parmak ısırtıyor.Biraz iddialı gibi gelse de,şehircilik,müzecilik ve mimarlıktan anlayan bir çok uzman bu tesisin Mimar Sinan'dan sonra şehire yapılan en büyük katkı olduğu görüşündeler.

Müzeye olan yoğun ilgide,Mescid'i Haram'ın genişletilmesi sırasında açığa çıkan Türk revaklarının da İstanbul'a getirilip müzenin içinde aslına uygun olarak müzenin mimarisi içinde ortasında bir avlu oluşturmasının da büyük katkısı var.Yüzbinlerce hacı buraya gelerek hac günlerini yadediyor ve hacı adayları da o atmosferi yaşamak için bu revaklara çok ilgi gösteriyorlar.

Öte yandan Kutsal Emanetler Müzesi ile daha önce yer yokluğundan sadece % 10'u hem de pek uygun olmayan koşullarda sergilenen ve saklanan kutsal emanetlerin tamamı da gün ışığına çıkmış oldu.En son müzecilik teknikleri ve iklimlendirme teknikleri ile bu emanetler aynı zamanda Topkapı Sarayı'ndaki müsait olmayan ortamlarından en güzel şekilde sergilenerek korunacakları yeni ortamlarına kavuşmuş oldular.Bu aynı zamanda Topkapı Sarayı'nın da yükünü biraz olsun hafifletecek bir gelişme olacak diye düşünülürken aksine Kutsal Emanetler Müzesi'nin oluşturduğu çekim kuvveti ile İstanbul'un artan turist sayısı sonucu tüm müzelerin ziyaretçi sayıları da artmış oldu.

Konuyla ilgili olarak Kültür Bakanı'mız da bir açıklama yaptı:
"Evet bildiğiniz gibi 2012 yılında yapımına başlanıp 2 yıl gibi kısa bir sürede bitirilerek ziyaretçilere açılan İstanbul Kutsal Emanetler Müzesi ile birlikte ülkemize kalıcı bir eser hediye etmiş bulunduk.Çılgın Proje tabirini hakedecek bir proje oldu.İlk yıl 1,5 milyon, 2. yıl 3 milyon ziyaretçinin ziyaret etmesi ile birlikte bu yıl 5 milyon ziyaretçimiz oldu.Sadece Türkiye'nin değil dünyanın dört bir yanından müzeye akın eden ziyaretçiler kişi başına ortalama 10 TL civarında harcama da yaparak Kutsal Emanetler Müzesi'ni aynı zamanda bir darphaneye çevirdiler.Böylece bu şekilde bir yatırımda kendi kendisini amorti etmiş oldu.Tabii bu gelen turistlerin toplamda ülkemize bıraktıkları gelir bundan çok daha fazla.

Bu düzeyde ziyaretçi sayısında Bakanlığımızın dünya çapında yürüttüğü "Üç dinin buluştuğu sihirli kent:İstanbul" kampanyasının büyük katkısı oldu.Kutsal Emanetler Müzesi ile son 3 yılda Türkiye'ye gelen turist sayısında da ciddi bir artış sağlamış olduk.Aynı zamanda burası Türk İslam sanatlar için yaşayan bir merkez haline geldi.Ne zaman gitsem ülkenin önde gelen ustalarının ders rahlesinde genç talebeler görüyor ve çok seviniyorum.Buranın oluşturduğu cazibe sayesinde özel kurslar düzenleyerek sanatlarımızı yeni nesillere aktarabileceğiz.Özellikle de Topkapı Sarayı'nda yer yokluğundan sergilenemeyen ve depolarda bulunan bir çok eser de sergilenmeye başladı buna da çok seviniyorum.Belki de bu tarz modern teknikler eşliğinde korumaya alınmasalardı bu emanetler giderek bozulacaklardı.Bu şekilde sahip çıkmış olduk.
Öte yandan en başından itibaren İstanbul'da üç semavi dinin buluşması temasını işlememiz,cami,kilise ve sinagogun gene tarihte olduğu gibi yanyana olması,küresel barışa katkı ve ülkemizin bu anlamda ne kadar önemli bir rol oynayabileceğinin altını çizdi.Nitekim açılışa dünyanın en önemli ülkelerinin başkan ve din adamlarının katılması da bunun bir göstergesiydi ve akabinde uluslararası bir çok toplantının da bu tesiste yapılması bu mesajın altını çizmek için bizlere güzel bir fırsat sunmuş oldu."

Kaynak: http://kimbubakan.blogspot.com/]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kutsal Emanetler Konusunda Ülkemizin Sahip Olması Gereken Vizyona Gelecek Gazetesinden Bir Bakış...

KUTSAL EMANETLER [Bakan Aranıyor!]

KİM BU BAKAN?

Yıl 2017 - Gazete Haberi
İstanbul Kutsal Emanetler Müzesi'nden yapılan açıklamaya göre Kutsal Emanetler Müzesi 3.yılında 5 milyon ziyaretçi ağırlayarak,daha önceki 2 yılın toplamından daha fazla sayıda ziyaretçiye ulaştı.Ziyaretçi profiline bakıldığında ise şaşırtıcı istatistiklere ulaşıldı.Dünyanın hemen her ülkesinden ziyaretçilerin geldiği müzeye müslümanlar kadar hristiyanlar ve museviler de ilgi gösterdiler.Dünyada bu çapta eşi ve benzeri olmayan Kutsal Emanetler Müzesi ile birlikte İstanbul müslümanlar için kutsal kabul edilen Mekke,Medine ve Kudüs'ten sonra dördüncü destinasyon haline geldi.Hristiyanlar ise Roma ve Efes'ten sonra yeni bir ziyaretgah elde etmiş oldular.

Kutsal Emanetler Müzesi Türkiye ve dünya açısından bir çok ilke imza atılan bir proje olarak her geçen gün daha da önemli bir hale geliyor.Eski Topkapı Garajı'nın bulunduğu yerin temizlenmesi ile ortaya çıkan alanda 1453 Panoramik Müze ile bir ilke imza atılmıştı,Merkez Efendi Türbesi ve Yenikapı Mevlevihanesi'de aynı bölgede.Gene bu bölgede yapılan Kutsal Emanetler Müzesi'de öncü yaklaşımları ile dikkat çekiyor.

Burası müzenin yanısıra aynı zamanda içinde seminer,toplantı,sinema ve tiyatro salonlarının,Türk İslam sanatları üzerine eğitim birimlerinin,kütüphanelerin,ziyaretçilerin çocukları için kreşin, 3 semavi dinin mensupları için cami,kilise ve sinagogun yanyana olduğu,içinde lokanta ve cafelerin bulunduğu,yemyeşil ağaçlar,bahçeler ve oyun parkları içeren Osmanlı tarzı büyük bir külliye,hatta külliyenin bile bir adım ötesi.Büyük bir alana kurulu olan bu tesis Osmanlı'dan bu yana şehrin dini ve kültürel yapısına eklenen en büyük ve kapsamlı tesis olma özelliğini taşıyor.Müze ve eklentileri aynı zamanda kendine has mimarisi ile de görenlere parmak ısırtıyor.Biraz iddialı gibi gelse de,şehircilik,müzecilik ve mimarlıktan anlayan bir çok uzman bu tesisin Mimar Sinan'dan sonra şehire yapılan en büyük katkı olduğu görüşündeler.

Müzeye olan yoğun ilgide,Mescid'i Haram'ın genişletilmesi sırasında açığa çıkan Türk revaklarının da İstanbul'a getirilip müzenin içinde aslına uygun olarak müzenin mimarisi içinde ortasında bir avlu oluşturmasının da büyük katkısı var.Yüzbinlerce hacı buraya gelerek hac günlerini yadediyor ve hacı adayları da o atmosferi yaşamak için bu revaklara çok ilgi gösteriyorlar.

Öte yandan Kutsal Emanetler Müzesi ile daha önce yer yokluğundan sadece % 10'u hem de pek uygun olmayan koşullarda sergilenen ve saklanan kutsal emanetlerin tamamı da gün ışığına çıkmış oldu.En son müzecilik teknikleri ve iklimlendirme teknikleri ile bu emanetler aynı zamanda Topkapı Sarayı'ndaki müsait olmayan ortamlarından en güzel şekilde sergilenerek korunacakları yeni ortamlarına kavuşmuş oldular.Bu aynı zamanda Topkapı Sarayı'nın da yükünü biraz olsun hafifletecek bir gelişme olacak diye düşünülürken aksine Kutsal Emanetler Müzesi'nin oluşturduğu çekim kuvveti ile İstanbul'un artan turist sayısı sonucu tüm müzelerin ziyaretçi sayıları da artmış oldu.

Konuyla ilgili olarak Kültür Bakanı'mız da bir açıklama yaptı:
"Evet bildiğiniz gibi 2012 yılında yapımına başlanıp 2 yıl gibi kısa bir sürede bitirilerek ziyaretçilere açılan İstanbul Kutsal Emanetler Müzesi ile birlikte ülkemize kalıcı bir eser hediye etmiş bulunduk.Çılgın Proje tabirini hakedecek bir proje oldu.İlk yıl 1,5 milyon, 2. yıl 3 milyon ziyaretçinin ziyaret etmesi ile birlikte bu yıl 5 milyon ziyaretçimiz oldu.Sadece Türkiye'nin değil dünyanın dört bir yanından müzeye akın eden ziyaretçiler kişi başına ortalama 10 TL civarında harcama da yaparak Kutsal Emanetler Müzesi'ni aynı zamanda bir darphaneye çevirdiler.Böylece bu şekilde bir yatırımda kendi kendisini amorti etmiş oldu.Tabii bu gelen turistlerin toplamda ülkemize bıraktıkları gelir bundan çok daha fazla.

Bu düzeyde ziyaretçi sayısında Bakanlığımızın dünya çapında yürüttüğü "Üç dinin buluştuğu sihirli kent:İstanbul" kampanyasının büyük katkısı oldu.Kutsal Emanetler Müzesi ile son 3 yılda Türkiye'ye gelen turist sayısında da ciddi bir artış sağlamış olduk.Aynı zamanda burası Türk İslam sanatlar için yaşayan bir merkez haline geldi.Ne zaman gitsem ülkenin önde gelen ustalarının ders rahlesinde genç talebeler görüyor ve çok seviniyorum.Buranın oluşturduğu cazibe sayesinde özel kurslar düzenleyerek sanatlarımızı yeni nesillere aktarabileceğiz.Özellikle de Topkapı Sarayı'nda yer yokluğundan sergilenemeyen ve depolarda bulunan bir çok eser de sergilenmeye başladı buna da çok seviniyorum.Belki de bu tarz modern teknikler eşliğinde korumaya alınmasalardı bu emanetler giderek bozulacaklardı.Bu şekilde sahip çıkmış olduk.
Öte yandan en başından itibaren İstanbul'da üç semavi dinin buluşması temasını işlememiz,cami,kilise ve sinagogun gene tarihte olduğu gibi yanyana olması,küresel barışa katkı ve ülkemizin bu anlamda ne kadar önemli bir rol oynayabileceğinin altını çizdi.Nitekim açılışa dünyanın en önemli ülkelerinin başkan ve din adamlarının katılması da bunun bir göstergesiydi ve akabinde uluslararası bir çok toplantının da bu tesiste yapılması bu mesajın altını çizmek için bizlere güzel bir fırsat sunmuş oldu."

Kaynak: http://kimbubakan.blogspot.com/]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[www.damaklavenedik.com]]></title>
			<link>http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15533</link>
			<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 18:13:10 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15533</guid>
			<description><![CDATA[NESTLE DAMAK 2012 PROMOSYON KURALLARI

 Bu kampanya Nestle Türkiye Gıda Sanayi A.Ş. tarafından Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü'nün 06.12.2011 tarihli ve B.07.I.MPİ.0.13.00.02-401.02.99/3339-11425 sayılı izni ile 02.02.2012-30.03.2012 (02.02.2012-20.02.2012, 21.02.2012-10.03.2012, 11.03.2012-30.03.2012 tarihleri arasında 3 dönem) tarihleri arasında gerçekleşecektir.

 1) ÇEKİLİŞE NASIL KATILACAKSINIZ ?
1.Promosyonlu Nestle Damak 80 gr veya Nestle Damak 40 gr paketlerinin içindeki şifreyi adınızı soyadınızı ve adresinizi kelime aralarında birer boşluk bırakarak yazıp tüm operatörlerden 3828 nolu numaraya kısa mesaj olarak gönderin çekilişe katılın. Örnek: (NE3FG5PS ALİ VELİ BUYUKDERE C. NO:255 MASLAK-İSTANBUL) Kampanyaya tüm operatör aboneleri katılabilir. Kampanyaya kısa mesaj ile katılım bedeli Avea için 0,50 TL KDV ve ÖİV dahil, Turkcell için 0,65 TL KDV ve ÖİV dahil, Vodafone için 0,40 TL KDV ve ÖİV dahil olarak ücretlendirilir. Operatörler fiyatlarında değişiklik yapma hakkını saklı tutar. Operatörlerin kendi internet siteleri üzerinden gönderilen kısa mesajlar çekilişe dahil edilmeyecektir. Teknik sebeplerden dolayı promosyona dahil kampanya ürünlerinin içerisinde şifre çıkmaması ve-veya şifrenin okunamaması gibi durumlarla karşılaşılabilir. Bu durumla karşılaşan tüketicilerin aşağıda numarası belirtilen Nestle Tüketici Danışma Hattı ve U2 Kampanya Danışma Hattı'na başvurmaları gerekmektedir.
2.Kampanyaya, http://www.facebook.com/nestledamak veya http://www.damaklavenedik.com internet sitesinde kampanyaya katılım bölümüne şifre, ad soyad adres ve cep telefonu bilgilerinizi yazıp ücretsiz olarak ta katılabilirsiniz. 
3.02.02.2012-20.02.2012, 21.02.2012-10.03.2012, 11.03.2012-30.03.2012 tarihleri arasında kısa mesaj ile veya http://www.facebook.com/nestledamak ve http://www.damaklavenedik.com'den kampanyaya katılan kişiler, gönderdikleri her şifre için 1(bir) adet katılım hakkı elde edecektir. Kampanya sonunda, başarılı katılım gerçekleştiren herkes İtalya/Venedik seyahati çekilişine katılmaya hak kazanacaklardır. İkramiye özellikleri belirtilen içeriktedir. İkramiye özellikleri belirtilen içeriktedir. İkramiye görselleri ile verilecek ikramiyenin özellikleri farklılık gösterebilir. ÖTV ve KDV hariç diğer yasal yükümlülükler talihlilere aittir
4.Çekiliş, 1. Dönem için 23.02.2012 saat 11.00'da, 2. Dönem için 14.03.2012 tarihinde saat 11.00'da, üçüncü dönem için 04.04.2012 tarihinde saat 11.00'da U2 Tanıtım ve Promosyon Hizmetleri Gülbahar Mh. Cemal Sururi Sk. Halim Meriç İş Merkezi No:25 D:40 Mecidiyeköy/İSTANBUL adresinde bulunan çekiliş salonunda noter huzurunda isteyen herkesin katılımına açık olarak gerçekleştirilecektir.

 Kazanan talihliler 28.02.2012, 19.03.2012, 06.04.2012 tarihlerinde Radikal Gazetesi Türkiye baskısında duyurulacaktır.İlan tarihinden itibaren, yasal başvuru süresi asil talihliler için ilk 15 gün, asil talihliler başvurmadığı taktirde yedek talihliler için ikinci 15 gündür. Yasal süreler içinde U2 Tanıtım ve Promosyon Hizmetleri Ticaret Limited Şirketi'ne mesai saatleri içinde, kimliği ve ikramiye kazandığı şifreli ürün paketi ile başvurmayan ve kendilerine iadeli taahhütlü mektupla bildirilecek evrakları tam olarak teslim etmeyen asil talihlilerin hakkı sırası ile yedeklere geçecektir.

 2) BEDAVA ÜRÜNÜ NASIL KAZANACAKSINIZ?
1.Kampanya tarihleri arasında promosyonlu Damak paketlerinden çıkan şifreyi ad, soyad adresi ile birlikte gönderenler arasından her saat için 1 kişiye olmak üzere her gün toplamda 24 kişiye çekilişle bir aylık Damak (30 adet 40gr Damak) paketi ikramiyesi verilecektir. Bu uygulama MPİ izin kapsamı dışındadır.
2.Kısa mesaj ve http://www.facebook.com/nestledamak ve http://www.damaklavenedik.com internet adresi yolu ile kampanyaya katılan tüketicilerin, içindeki şifreyi gönderdikleri ürün paketini ikramiye teslim alınana kadar saklamaları gerekmektedir. Talihliler, üzerindeki şifreyi gönderdikleri ürün paketini,alışveriş belgeleri ve kimlikleri ile beraber ibraz edemedikleri takdirde, kazandıkları ikramiyeyi alma hakkını kaybedeceklerdir. İkramiyeler kısa mesaj ve internet katılımlarında ad soyad bilgisi bulunan katılımcılara verilecektir.
3.Çekilişe 18 yaşından küçükler, Nestle Türkiye Gıda Sanayi A.Ş. ve U2 Tanıtım ve Promosyon Hizmetleri TİC. LTD. ŞTİ. çalışanları katılamaz, katılmış olsalar dahi ikramiye kendilerine verilmeyecektir.
4.Talihliler ikramiyelerini nakit karşılığı olarak talep edemez, hakkını devredemez ve satamaz.
5.İkramiye çekilişle belirlenen talihliye ve taahhüt edilen şekilde teslim edilir.
6.Kısa mesaj ve internet katılımında ad soyad ve adres bilgisi eksik olanlara çekiliş hakkı verilmeyecektir.
7.Kısa mesaj ve internet katılımında ad soyad ve adres bilgisi eksik olanlara çekiliş hakkı verilmeyecektir.
8.Kampanyada her şifre yalnızca 1 kez kullanılabilir, mükerrer katılımlar elenecektir ve aynı şifre ile ilk gelen katılım kabul edilecektir.
9.Bir kişi birden fazla Seyahat ikramiyesi kazanamaz.
10.Asil ve yedek talihlilere taahhütlü posta ile tebligat yapılacaktır. Postada meydana gelen gecikmelerden kampanyayı düzenleyen sorumlu tutulamaz.
11.Bu kampanya MPİ'nin 06.12.2011 tarih ve B.07.1.MPİ.0.13.00.02-401.02.99/3339-11425 sayılı izni ile Nestle Türkiye Gıda Sanayi A.Ş. tarafından düzenlenmektedir.
12.İkramiyelerin son teslim tarihini takip eden 15 gün içerisinde Milli Piyango İdaresi'ne itiraz veya şikayette bulunulabilir.
13.Kampanya kurallarının tamamını promosyona katılan satış noktalarından, Nestle Tüketici Danışma Hattı'ndan (0800 211 02 14) ve (0212 212 40 30) numaralı U2 Kampanya Danışma Hattı'ndan öğrenebilirsiniz. Kampanyaya katılan herkes, bu kampanya kurallarını aynen kabul etmiş sayılır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[NESTLE DAMAK 2012 PROMOSYON KURALLARI

 Bu kampanya Nestle Türkiye Gıda Sanayi A.Ş. tarafından Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü'nün 06.12.2011 tarihli ve B.07.I.MPİ.0.13.00.02-401.02.99/3339-11425 sayılı izni ile 02.02.2012-30.03.2012 (02.02.2012-20.02.2012, 21.02.2012-10.03.2012, 11.03.2012-30.03.2012 tarihleri arasında 3 dönem) tarihleri arasında gerçekleşecektir.

 1) ÇEKİLİŞE NASIL KATILACAKSINIZ ?
1.Promosyonlu Nestle Damak 80 gr veya Nestle Damak 40 gr paketlerinin içindeki şifreyi adınızı soyadınızı ve adresinizi kelime aralarında birer boşluk bırakarak yazıp tüm operatörlerden 3828 nolu numaraya kısa mesaj olarak gönderin çekilişe katılın. Örnek: (NE3FG5PS ALİ VELİ BUYUKDERE C. NO:255 MASLAK-İSTANBUL) Kampanyaya tüm operatör aboneleri katılabilir. Kampanyaya kısa mesaj ile katılım bedeli Avea için 0,50 TL KDV ve ÖİV dahil, Turkcell için 0,65 TL KDV ve ÖİV dahil, Vodafone için 0,40 TL KDV ve ÖİV dahil olarak ücretlendirilir. Operatörler fiyatlarında değişiklik yapma hakkını saklı tutar. Operatörlerin kendi internet siteleri üzerinden gönderilen kısa mesajlar çekilişe dahil edilmeyecektir. Teknik sebeplerden dolayı promosyona dahil kampanya ürünlerinin içerisinde şifre çıkmaması ve-veya şifrenin okunamaması gibi durumlarla karşılaşılabilir. Bu durumla karşılaşan tüketicilerin aşağıda numarası belirtilen Nestle Tüketici Danışma Hattı ve U2 Kampanya Danışma Hattı'na başvurmaları gerekmektedir.
2.Kampanyaya, http://www.facebook.com/nestledamak veya http://www.damaklavenedik.com internet sitesinde kampanyaya katılım bölümüne şifre, ad soyad adres ve cep telefonu bilgilerinizi yazıp ücretsiz olarak ta katılabilirsiniz. 
3.02.02.2012-20.02.2012, 21.02.2012-10.03.2012, 11.03.2012-30.03.2012 tarihleri arasında kısa mesaj ile veya http://www.facebook.com/nestledamak ve http://www.damaklavenedik.com'den kampanyaya katılan kişiler, gönderdikleri her şifre için 1(bir) adet katılım hakkı elde edecektir. Kampanya sonunda, başarılı katılım gerçekleştiren herkes İtalya/Venedik seyahati çekilişine katılmaya hak kazanacaklardır. İkramiye özellikleri belirtilen içeriktedir. İkramiye özellikleri belirtilen içeriktedir. İkramiye görselleri ile verilecek ikramiyenin özellikleri farklılık gösterebilir. ÖTV ve KDV hariç diğer yasal yükümlülükler talihlilere aittir
4.Çekiliş, 1. Dönem için 23.02.2012 saat 11.00'da, 2. Dönem için 14.03.2012 tarihinde saat 11.00'da, üçüncü dönem için 04.04.2012 tarihinde saat 11.00'da U2 Tanıtım ve Promosyon Hizmetleri Gülbahar Mh. Cemal Sururi Sk. Halim Meriç İş Merkezi No:25 D:40 Mecidiyeköy/İSTANBUL adresinde bulunan çekiliş salonunda noter huzurunda isteyen herkesin katılımına açık olarak gerçekleştirilecektir.

 Kazanan talihliler 28.02.2012, 19.03.2012, 06.04.2012 tarihlerinde Radikal Gazetesi Türkiye baskısında duyurulacaktır.İlan tarihinden itibaren, yasal başvuru süresi asil talihliler için ilk 15 gün, asil talihliler başvurmadığı taktirde yedek talihliler için ikinci 15 gündür. Yasal süreler içinde U2 Tanıtım ve Promosyon Hizmetleri Ticaret Limited Şirketi'ne mesai saatleri içinde, kimliği ve ikramiye kazandığı şifreli ürün paketi ile başvurmayan ve kendilerine iadeli taahhütlü mektupla bildirilecek evrakları tam olarak teslim etmeyen asil talihlilerin hakkı sırası ile yedeklere geçecektir.

 2) BEDAVA ÜRÜNÜ NASIL KAZANACAKSINIZ?
1.Kampanya tarihleri arasında promosyonlu Damak paketlerinden çıkan şifreyi ad, soyad adresi ile birlikte gönderenler arasından her saat için 1 kişiye olmak üzere her gün toplamda 24 kişiye çekilişle bir aylık Damak (30 adet 40gr Damak) paketi ikramiyesi verilecektir. Bu uygulama MPİ izin kapsamı dışındadır.
2.Kısa mesaj ve http://www.facebook.com/nestledamak ve http://www.damaklavenedik.com internet adresi yolu ile kampanyaya katılan tüketicilerin, içindeki şifreyi gönderdikleri ürün paketini ikramiye teslim alınana kadar saklamaları gerekmektedir. Talihliler, üzerindeki şifreyi gönderdikleri ürün paketini,alışveriş belgeleri ve kimlikleri ile beraber ibraz edemedikleri takdirde, kazandıkları ikramiyeyi alma hakkını kaybedeceklerdir. İkramiyeler kısa mesaj ve internet katılımlarında ad soyad bilgisi bulunan katılımcılara verilecektir.
3.Çekilişe 18 yaşından küçükler, Nestle Türkiye Gıda Sanayi A.Ş. ve U2 Tanıtım ve Promosyon Hizmetleri TİC. LTD. ŞTİ. çalışanları katılamaz, katılmış olsalar dahi ikramiye kendilerine verilmeyecektir.
4.Talihliler ikramiyelerini nakit karşılığı olarak talep edemez, hakkını devredemez ve satamaz.
5.İkramiye çekilişle belirlenen talihliye ve taahhüt edilen şekilde teslim edilir.
6.Kısa mesaj ve internet katılımında ad soyad ve adres bilgisi eksik olanlara çekiliş hakkı verilmeyecektir.
7.Kısa mesaj ve internet katılımında ad soyad ve adres bilgisi eksik olanlara çekiliş hakkı verilmeyecektir.
8.Kampanyada her şifre yalnızca 1 kez kullanılabilir, mükerrer katılımlar elenecektir ve aynı şifre ile ilk gelen katılım kabul edilecektir.
9.Bir kişi birden fazla Seyahat ikramiyesi kazanamaz.
10.Asil ve yedek talihlilere taahhütlü posta ile tebligat yapılacaktır. Postada meydana gelen gecikmelerden kampanyayı düzenleyen sorumlu tutulamaz.
11.Bu kampanya MPİ'nin 06.12.2011 tarih ve B.07.1.MPİ.0.13.00.02-401.02.99/3339-11425 sayılı izni ile Nestle Türkiye Gıda Sanayi A.Ş. tarafından düzenlenmektedir.
12.İkramiyelerin son teslim tarihini takip eden 15 gün içerisinde Milli Piyango İdaresi'ne itiraz veya şikayette bulunulabilir.
13.Kampanya kurallarının tamamını promosyona katılan satış noktalarından, Nestle Tüketici Danışma Hattı'ndan (0800 211 02 14) ve (0212 212 40 30) numaralı U2 Kampanya Danışma Hattı'ndan öğrenebilirsiniz. Kampanyaya katılan herkes, bu kampanya kurallarını aynen kabul etmiş sayılır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Jeolojik Zaman Çizelgesi]]></title>
			<link>http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15532</link>
			<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 16:46:27 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15532</guid>
			<description><![CDATA[

JEOLOJİK ZAMANLAR

HADEAN
(4.600 - 4.000 milyon yıl)

Yerküremizin oluşumu ve kimyasal evrim süreci

Dünyanın güneş sistemi içinde bir gezegen olarak oluştuğu zamandan, Arkeen'e kadar geçen yaklaşık 600 milyon yıllık bir zaman dilimidir. Hadean'ın ilk zamanlarında yaklaşık Mars boyutlarında bir gök cisminin Dünya ile çarpışması sonucu kopan parçaların Ay'ı oluşturduğu düşünülmektedir.

Hadean sırasında ilk atmosfer ve okyanuslar oluşmuştur. Bu dönemde yeryuvarı çok sayıda meteor düşmesine hedef olmaktaydı ve volkanik etkinlik çok yüksekti. Dünyamız, volkanların püskürttüğü metan, amonyak, su buharı, hidrojen sülfür, karbon mono ve dioksit, azot, fosfor ve kükürt gibi gazlardan oluşan ilkel ve bugünkü canlılar için zehirli bir atmosferle çevriliydi. Henüz ozon tabakası oluşmadığından güneşin mor ötesi ışınları yeryüzüne kolaylıkla ulaşıyordu. Maddelerin yüksek enerji altında sentezlenmesi sonucu yeni moleküller oluştu ve okyanusların korunaklı yerlerinde birikti. Bu şekilde başlayan ve uzun süre devam eden kimyasal evrim süreci ile moleküllerden bir kısmı değişime uğradı ve canlılığın temel maddesi olan DNA ve RNA molekülleri haline geldi.

Hadean döneminde dünya coğrafyasına ilkel okyanuslar hakimdi. Bunların üzerinde bugünkü volkanik Japon adalarına benzeyen irili ufaklı ve kısa ömürlü bir çok kara parçası bulunuyordu.

ARKEEN
(4.000 - 2.500 milyon yıl)

Biyolojik evrimin başlangıcı ve ilkel oksijensiz yaşam

Bu devirdeki ilk okyanuslarda oksijen yoktu. Daha önceki devirde oluşan DNA molekülleri, canlılığın çeşitlenmesinde "protein sentezinin denetlenmesi" gibi önemli bir rol üstlendi. Böylelikle, yaklaşık 4 milyar yıl önce "bir gen + bir enzim" şeklinde kendi eşitini yapabilen ilk canlı moleküller meydana geldi. Bu ilk hücreydi ve biyolojik evrim süreci başlamış oluyordu.

Oksijensiz solunum yapabilen ilk canlılar (protobiyota) çevrelerinde birikmiş besin maddelerini kullanarak kendi enerjilerini ürettiler. İlkel hücrelerin çekirdekleri, hücre zarları ve özelleşmiş aygıtları (organelleri) yoktu. Hücre proteinden yapılmış bir zar ile çevriliydi ve içinde genetik kodun bulunduğu DNA zinciri (kromozom) yer alıyordu.

Prokaryotik bakteriler adı verilen bu canlılar, yaklaşık 3.3 milyar yıl önce güneş enerjisini kullanarak "fotosentez yapma" özelliği kazandılar. Fotosentez yapabilen yeni tip bakteriler (siyanobakteriler), o zamana kadar oksijensiz olan okyanuslara oksijen aktarmaya başladılar. Bu bakterilerin oluşturduğu jeolojik yapılar "stromatolitler" olarak bilinir.

Arkeen sırasında dünya coğrafyasına yine denizler ve ufak kara parçaları egemendi. Ancak, yaklaşık 3.5 - 3 milyar yıl önce bu levhacıklar konveksiyon akımları nedeniyle süratle çarpışarak birbirine eklendi ve yeryuvarının ilk kıtaları oluşmaya başladı.

PROTEROZOYİK
(2.500 - 545 milyon yıl)

İlkel tek hücreden karmaşık çok hücrelilere

Oksijenli atmosferin oluşumu
Bakterilerin yaygınlaşması
Çekirdekli hücrelerin (ökaryotların) gelişmesi
Çok hücreli Ediakara topluluklarının oluşması

Yaklaşık 2.5 milyar yıldan itibaren oksijen erimiş halde okyanuslarda ve serbest halde atmosferde giderek daha da zenginleşti. Atmosferde serbest oksijenin artmasıyla daha iyi fotosentez yapabilen ilk kalkerli mavi - yeşil su yosunları (siyanofitler) tropikal denizlerin sığlıklarında yaşamaya başladı.

Bu dönemde görülen en önemli olaylardan biri de hücre zarının oluşmasıdır. Hücre zarının oluşması hücre evriminde önemli gelişmelere neden oldu. Bu zar hem hücreyi, hem de genetik materyali dış etkenlerden daha iyi korudu. Özel yapısı nedeniyle bir çok molekül içeriye giremedi. İçeriye girebilenler de hücre içindeki özel organelleri meydana getirdi. Bu olay, yaşam sürecindeki ilk "doğal seçilim" di.

Böylece, yaklaşık 1.5 milyar yıl önce ilk çekirdekli hücrelere sahip bakteriler (ökaryotlar) dünya hayatına katıldı. Oksijenin giderek artmasıyla canlanan yaşam, günümüzden 700 milyon yıl önce ilk kez çok hücreli canlıların ortaya çıkmasıyla daha da çeşitlendi. "Ediakara topluluğu" olarak bilinen ilk çok hücreliler yumuşak bir gövdeye sahip kabuksuz denizel organizmalardı. Bu hayvan topluluğunda süngerler ve denizanaları gibi bugün bilinen bazı üyelerin yanı sıra, günümüzde hiçbir dalla ilgisi olmayan canlılar da yaşamışlardı.

Proterozoyik sırasında devam eden kıtasal hareketlerle dev boyutlu kıta "Rodinia" oluşmuştur. Dönemin başlangıcında yeryuvarı en büyük buzul çağlarını yaşamıştır. "Kartopu Dünya" olarak da adlandırılan bu buzul çağlarında yeryüzü birkaç kilometre kalınlığında buz tabakaları ile kaplanmıştır.


PALEOZOYİK (1. zaman)

KAMBRİYEN
(545- 495 milyon yıl)

Kambriyen patlaması

Hayvanlar aleminin hızlı evrimi ve çeşitlenmesi
Kabuklu canlılara ilişkin ilk örnekler
Bilinen hayvan şubelerinin bir çoğunun ortaya çıkması ve çeşitlenmesi

Kambriyen yeryüzündeki yaşam için bir dönüm noktası ve yeryüzündeki yaşamın bir daha asla tekrarlanmayacak şekilde hızla evrimleşip çeşitlendiği bir devir olmuştur. Devrin başında en yaşlı kalkerli algler görüldü. Yine ilk graptolitler bu devirde görüldü.

Tüm tartışmalara karşın "Kambriyen Patlaması" olarak adlandırılan ve bu süreçte, sadece 25 milyon yıl içinde bugün bilinen hayvan şubelerinin neredeyse hemen hepsi ortaya çıkmış ve hızla evrimleşmişlerdir. Bunlar kolsu ayaklılar, salyangozlar, midyeler, kafadan ayaklılar, deniz kestaneleri ve mercanlar gibi hayvanların ataları olan ilk kabuklu omurgasızlardı.. Kambriyen devrinin en karakteristik canlısı 1. zamanın sonunda soyu tükenmiş olan Trilobitlerdi.

Kambriyen'in sonunda ilk defa yarı omurgalı canlılar karalardaki ufak su birikintilerinde yaşamaya başladı.

ORDOVİSİYEN
(495 - 440 milyon yıl)

Tatlı sulardaki ilk omurgalılar

İlk çenesiz balıklar
Zırhlı balıklar
Denizlerde yaşayan omurgasız hayvanların çeşitlenmesi
Bitkilerin ve eklembacaklıların karaya çıkışı


Bu devirde denizlerde yaşayan omurgasız hayvanlarda büyük çeşitlenmeler görüldü. Göllerdeki omurgalı hayat, çenesiz balıklar ile yavaş yavaş çeşitlenmeye başladı. İlk kez bu zamanda gövdelerinin büyük bir kısmı kemik levhalarla kaplı, yassı şekilli zırhlı balıklar ortaya çıktı. Dış iskeletli (kavkılı) deniz hayvanlarına ait aile sayısı Kambriyen sonunda 150 iken, Ordovisiyen'deki uyumsal açılımın ardından 400'e çıktı. Bu devirde görülen yeni gruplardan bazıları; midyeler, yosun hayvancıkları, stromatoporoidler, mercanlar, deniz laleleri, deniz kestaneleri ve deniz yıldızlarıdır. Ayrıca articulat (eklemli) dallıbacaklılar bu devirde sayıca ve çeşitlikçe patlama yaşadı. Bunlardan en yaygını 70 cm'lik dev deniz akrepleriydi.

Ordovisiyen'in en göze çarpan olayı, çok hücreli yaşamın denizlerden karalara göçüdür.


SİLÜRİYEN
(440-410 milyon yıl)


Karalardaki ilk canlılar: Bitkiler ve böcekler

Çenesiz balıkların yayılması, tatlı su balıklarının ve ilk çeneli balıkların evrimi;
Ökaryot (çekirdekli) yaşamın karaya kalıcı olarak yerleşmesi;
Örümcekler, böcekler, kırkayaklar ve akrabaları ile ilk damarlı bitkilerin görülmesi.

Silüriyen'de sıcaklığın artması nedeniyle Gondwana kıtasını kaplayan buzullar erimiş ve denizler alçak kara alanlarına ilerleyerek sığ denizler oluşturmuştu. Yok oluşun ardından boşalan yaşam alanları hızla çeşitlenip yayılan canlılarca işgal edildi.

Silüriyen'in en başarılı grubu denizlerde hızla çeşitlenen omurgalılardan çenesiz balıklardı. Çenesiz balıklardan bazıları tatlı sulara da uyum sağlamışlardı. İlk çeneli balıklar tatlı sularda ortaya çıktı.

İlk damarlı bitkiler bu devirde görüldü

İlk kara hayvanlarından ortama uyum yetenekleri tartışılmaz olan eklembacaklılar bu devirde ilkin damarlı bitkilerle kaplı karalarda dolaşmaktaydı. Örümcekler, Akrepler, böcekler, kırkayaklar ve akrabaları bu ortamın sakinleriydi.


DEVONİYEN
(410-354 milyon yıl)

Çift yaşamlılar: Bir ayakları karada, bir ayakları denizde


Çenesiz ve çeneli balıklar çeşitlendi, ilk köpek balıkları ve ilk kemikli balıkların görünümü;

Omurgalılar ilk defa karaya çıkması ve ilk iki yaşamlıların (Amphibia) görülmesi;.

İlk ağaç ve ormanların görülmesi;
Tohumlu bitkilerin ilk görünümü;
Ammonitlerin ilk görünümü;

Silüriyen'de başlayan evrimsel eğilimler bu dönemde de devam etti. Denizlerde ilk kez ammonitler, kemikli balıklar ve köpekbalıkları görüldü.

İlk tohumlu bitkiler ve ağaçlarla birlikte ilk ormanlar da Devoniyen'in sonuna doğru evrim geçirdiler. Bunlardan en yaygını gelecekte Karbonifer ormanını oluşturacak olan kibrit otlarının evrimiydi.

Denizlerde yaygınlaşan omurgalılar karaya ilk adımlarını devrin sonunda atarak karalara ayak bastı. Bunlar atmosfer oksijeni ile kısa süreli de olsa solunum yapabilen ilk ciğerli balıklar (Dipnoi) ile çift yaşamlılardı (Yaşamlarının bir süresini suda bir süresini ise karada geçiren canlılar: Amphibia'lar). Bu gelişmeler omurgalıların sulardan karalara çıkışlarının ilk sürecini başlattı.


KARBONİFER
Dev boyutlu bitkiler - Kömür devri

(354-298 milyon yıl)

Bataklık ormanlarının ortaya çıkıp yaygınlaşması;
Amniyotik yumurtanın oluşumu : Sürüngenler ve ilk uçan böceklerin görülmesi;
Gondwana ile Lavrasya'nın çarpışması : Pangea kıtasının oluşması

Dünya kömür rezervlerinin büyük bir bölümü bu devire ait olduğundan, devire "karbon içeren" anlamında Karbonifer adı verilmiştir. Karbonifer tüm dünya karalarının ekvatoral düzlemde bir araya toplanmaya başladığı ve büyük bir bölümünün günümüz Amazon ormanlarına benzetilebilecek yağmur ve bataklık ormanlarıyla kaplı olduğu bir devirdi. Dev boyutlu bitki örtüsünün (eğrelti ve eğrelti benzeri bitkilerle, ilk tohumlu bitkiler) yanı sıra, dev boyutlu böcekler, kırkayaklar ve akrepler ve çeşitli iki yaşamlılar bu devrin önemli canlılarıydı. Karbonifer'in sonuna doğru, dev kıta Pangea'nın oluşması ve buzullar genişlemesi sonucunda deniz suları çekildi ve iklim kuraklaştı. Kuraklaşan iklimle birlikte bitkilerin ve ormanların yapısı da değişti ve yeni ortamda sürüngenler kendilerini yavaş yavaş göstermeye başladı.

Göllerde yaşayan balıkların çift yaşamlılara doğru evrim geçirmesi ve bunların karalarda yürüyebilme özelliği kazanmaları sonucu, sudan karaya geçiş hızlandı. Böylelikle ilk kez, kara koşullarına daha iyi uyum sağlamış olan ve hızlı hareket edebilen ilkel kertenkeleler ortaya çıktı. Bunların en önemli özellikleri, balıkları ve çift yaşmalıların aksine yumurtalarını karalara bırakmalarıydı.


PERMİYEN
(298-250 milyon yıl arası)

Memeli benzeri sürüngenler devri

Kurak karasal iklim ve Pangaea kıtası oluşumunun tamamlanması
Bataklık ormanlarının yok oluşu, açık tohumluların yaygınlaşması
Sürüngenlerin yükselişi
Büyük yok oluş

Permiyen'de gece-gündüz arasındaki sıcaklık farklılıkları aşırı uçlarda seyretmiş ve kurak ve karasal bir iklim yaşanmıştır. Denizlerin kıyı şeridi daralmış ve seviyesi düşen sularda, deniz canlılarının yaşama alanları gittikçe azaldı. Buna karşılık tek hücreli ve iri kabuklu fusulinler yarı tropikal denizlerde evrimlerinin doruk noktasına ulaştılar. Karbonifer'in çeşitli ve yaygın çift yaşamlılar faunası azalan sulak alanlarla birlikte geri çekilerek yerlerini sürüngenlere bıraktı.

Devrin sonuna doğru alt çene ve diş yapılarında memeli sınıfının karakterini içeren yeni tip sürüngenler görülmeye başladı. Böylece memelilerin ataları sürüngenler soyundan ayrılan bir kol ile evrimleşmeye başladı.

Bataklık ormanları Permiyen ortalarında kuraklığa dayanamayarak yok oldu. Buna karşılık çamgiller büyük ormanlar oluşturdu.

Permiyen sonundaki büyük yok oluş tüm türlerin %90-95'ini yok etti.

İLK KİTLESEL BİYOLOJİK YOKOLUŞ
1. zaman yaklaşık 295 milyon yıl sürdü. Zamanın sonuna kadar omurgalı sınıflardan balıklar, çift yaşamlılar ve sürüngenler hızla evrimleşti. !. zaman sırasındaki en önemli olay canlıların sulardan karalara çıkması ve buralada kendilerine yeni yaşam alanları bulmasıydı.Bu olay bitkiler - balıklar - çift yaşamlılar - sürüngenler arasındaki evrimsel ilişkilerle gerçekleşti. 1. zaman sonundaki ani iklimsel değişiklikler biyolojik toplu yok oluşlara neden olmuştur. Tüm türlerin % 90 - 95'i oradan kalktı. Böylece trilobitler, graptolitler, tablalı mercanlar, fusulinler gibi omurgasız canlılarla zırhlı balıklar ve ilkel sürüngenler gibi omurgalılar 2. zaman geçemedi.


MESOZOYİK (2. Zaman)

TRİYAS
(250 -203 milyon yıl)

Dinozorların ayak sesleri

Pangaea kıtası bir bütün halinde ve henüz parçalanmamış durumda
İklim karasal ve sert.

Büyük yok oluşum ardından denizlerde ve karalarda yaşamın yeniden çeşitlenip zenginleşmesi

İlk dinozorlar.

İlk memeliler ve pek çok yeni sürüngen grubunun görülmesi ve bunların farklı ekosistemlere yerleşmeleri.

İlk mercanların ve belemnitlerin görülmeleri

Triyas'ta, ilk toplu yok oluştan kurtulmayı başaran az sayıda ve çeşitlilikteki canlı grubu, uyumsal açılımla boşalan ekosistemlere yayılmışlardır. Bu devirde denizlerde yaşayan omurgasızlar büyük oranda modern biçimlerine kavuştu ve bitki yaşamında açık tohumluların ve özellikle kozalaklı bitkilerin baskınlığı arttı. Karasal ekosistemlerde omurgalıların baskınlığı devam etti. Sürüngenler süper kıtalar üzerinde ve okyanuslarda uygun iklim koşulları altında çok daha kolay evrimleşme olanağı buldular. İlk toplu yok oluştan kurtulabilen az sayıda sürüngenlerden terapsitler , çift yaşamlılardan Labyrinthodont ve Archosaurular çeşitlendi. Dinozorlar henüz çok çeşitli değildi. Devrin sonuna doğru ilk memeliler ve timsahlar görüldü.


JURA
(203 - 144 milyon yıl)

Dev sürüngenler devri

Pangaea kıtasının parçalanmaya başlaması.
Ekvatoral ve nemli olan iklim devir boyunca gittikçe yumuşaması
Dinozorlar karasal ekosistemlerin baskın omurgalı grubu olması
Denizlerde sürüngenler devri başlaması
Sürüngenler uçmaya başlaması
Belemnitler denizlerde yaygınlaşıp çeşitlenmesi
Bitkiler dünyasında "Sikatlar" yükselmesi
Kuşlar ilk defa görülmesi

Jura devri sırasında dinozorlar hızla evrimleşerek çeşitlenip dev boyutlara ulaştı. Jura başlarında Diplodocus ve Apatosaurus gibi dev sauropod dinozorlar çeşitlendi. Allosaurus ve Campsognathus gibi etçil Theropodlar sayıca bollaştı. Bilinen en büyük uçan omurgalı olan Pterosaurlar gökyüzünde egemen oldu; denizlerde yaşayan İhtiyozorlar, Plesiyozorlar ve dev boyutlu deniz timsahları yaygınlaştı.

Havada uçan dinozorlar zamanın sonuna doğru krallıklarını ilan etti. Böylece kuş benzeri dinozorlar yaygınlaşırken, Archeopteryx gibi dinozor benzeri ilkel kuşlar ortaya çıktı. Sürüngenlerden ayrılan bir kol üzerinden evrim geçirmeye başlayan bu ilk kuşlar hem dişli hem de tüylüydü. Bunlar iki sınıf arasında ara geçiş formları olup evrimi kanıtlayan en önemli örneklerden biridir.

İlk gerçek memeliler bu devirde gelişmeye ve çeşitlenmeye devam etti.

Jura'nın sonlarına doğru ilk çiçekli bitkiler ortaya çıktı.


KRETASE
(144 - 65 milyon yıl)

Dinozorların yükselişi ve hazin sonu


Dinozorların altın devri
Çiçekli bitkilerin yaygınlaşıp, baskın bitki grubu aşamasına yükselmesi.

Pangaea kıtasının parçalanması devam etmesi ve Lavrasya ve Gondwana kıtaları birbirlerinden tamamen ayrılması

Nemli tropikal iklim koşullarının devamı.

Kretase, pek çok yeni grubun görüldüğü ya da çeşitliliğini arttırdığı bir devir olup dinozorların altın çağıdır. Bilinen dinozorların, %40'ı Kretase'nin son 15 milyon yılında evrim geçirmişlerdir. Tyrannosaurus rex ve Triceratoplar gibi pek çok tanınmış dinozor bu devrin canlıları arasındaydı.

İhtiyozorlar ve Pterozorlar devrin sonuna doğru azaldı. Pek çoğunun soyu K/T (Kretase/Tersiyer) geçişi yok oluşundan önce tükendi. Sıcak kanlı kuşlar, hızla yüzebilen kemikli balıklar ve çiçekli bitkiler Kretase de başarılı gruplar arasındadır. Bu devirde sucul sürüngenlerin dev biçimleri olan Mosazorlar dikkat çekicidir.

İlk defa Kretase'de evrimleşen çiçekli bitkiler hızla yayılarak açık tohumluların yerlerini aldı. Çınar, kavak, söğüt, kestane, meşe ve defne gibi kapalı tohumlu çiçekli bitkiler evrimleşerk tüm karaları kapladı.

Keseli ve plasentalı (yavru gelişimini anne karnında tamamlar) memeli grupları Kretase sırasında evrim geçirmeye başladılar; fakat yaygınlaşmak için devrin sonunda gerçekleşecek büyük yok oluşu beklemek zorunda kaldılar.

Denizlerde sürüngenlerin ve balıkların egemenliğinin yanı sıra omurgasızlardan ammonitler ve rudistler evrimleşerek çeşitlenen önemli gruplardı.

Devrin sonunda bir meteor çarpması sonucu gerçekleştiği düşünülen büyük yok oluş, hem dinozorları ve hem de pek çok yaygın canlı grubunu ortadan kaldırdı.

İKİNCİ KİTLESEL BİYOLOJİK YOKOLUŞ

Yaklaşık 65 milyon yıl önce yerküre, korkunç bir meteor yağmuruna hedef oldu. Oluşan yoğun gaz ve toz bulutu güneşin yararlı etkilerini uzun süre kesti. Bu durum, iklimde büyük çapta değişikliklere yol açtı ve besin zinciri bozuldu. Bu büyük trajedi ile başta dinozorlar olmak üzere karalarda ve denizlerde canlıların bir çoğu yok oldu. Geriye kalan gruplar arasında en şanslıları memelilerdi. Bu büyük felaket memelilerin 3. zamanda gelişmesi ve evrimleşmesi için evrimsel olarak boş alanlar yarattı. Artık zafer memelilerindi.

SENOZOYİK (3. Zaman)

PALEOSEN
(65- 53 milyon yıl)

Memelilerin Zaferi

İkinci toplu yok oluşun ardından yeryüzünde her şey yeniden başladı. Yaşam tümüyle normal hale gelinceye kadar yaklaşık 10 milyon yıl geçmişti. Büyük felaketten keseli ve plasentalı memelilerin ilkel tipleri az bir kayıpla kurtulmuştu. Bunlar, dallanan evrim kollarıyla çeşitlenerek karaları işgal etmeye ve dinozorlardan boşalan evrimsel alanları hızla doldurmaya başladı. Bu devrede kıtaların birbirinden ayrı takımadalar biçimindeki konumu, memelilerin birbirinden etkilenmeden farklı evrimsel çizgilerde çeşitlenmelerine neden olmuştur. Günümüzün canlıları ile soyları tükenmiş pek çok grup; eteneli; keseli, tek delikli ve kuşlar bu devirde evrim geçirmeye başladı.

Denizlerde yeni tip omurgasızlar yaşama katıldı.

Sürüngenler ve kuşlar yeni gruplarla evrim yolculuklarına devam ettiler.

Paleosen süresince Dünya ölçeğinde deniz seviyesi düşük olup Kuzey Amerika, Afrika ve Avusturalya'nın iç bölgelerinde kuraklık yaşanmıştır.


EOSEN
(53 - 33.7 milyon yıl)

Memelilerin yükselişi ve günümüz yaşamının doğuşu


Bu devirde iklim genel olarak sıcak ve ılıman, mevsimler belirsiz, yağışlar oldukça bol ve deniz seviyesi yüksekti. Artık karalarda tümüyle memeliler egemendi. Etçiller, otçullar, keseli memeliler ile primatların (insan ve maymunların ataları ile birlikte ortak grubu) dahil olduğu plasentalı memeliler yaşamda yerlerini aldılar.

At, tapir, gergedan, fil, domuz, deve ve primatların dahil olduğu çağımızın memeli takımlarının çoğu ilk defa Erken Eosen'de 10 kg dan daha az hayvanlar olarak ortaya çıkmışlardı. Günümüzdeki biçimlere benzer olmasa da ilk yarasalar böcekçillerden farklanarak evrimleşti.

Bu devrede, kuzey Amerika ile Asya arasındaki Bering boğazı iklimsel değişiklikler nedeniyle bir çok hayvan grubu için kara köprüsü oldu. Böylece, çağımız toynaklılarının (atların) ataları Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika'ya yayıldı. Başlangıçta küçük boyutlu olan memelilerin bazıları devrenin sonuna doğru boyutlarını hızla artırarak dev boyutlara ulaştı.

Balina ve deniz inekleri gibi deniz memelileri ilk defa bu devrede evrim geçirmeye başladı. Balinalar Eosen devri içinde (Zeuglodan 20-25 m) büyük boyutlara ulaştı. Kazlar, ördekler, balıkçılar, baykuşlar ve şahinler ve benzeri ilk çağdaş kuşlar da ilk defa Eosen de görüldü.

Omurgasızlardan nummulitler ve yumuşakçalar (molluska) tropikal denizlerde gelişip çeşitlendiler.


OLİGOSEN
(33.7-23.8 milyon yıl)

İlk hortumlu memeliler

Oligosen'de iklimde belirgin bir soğuma gerçekleşti. Pek çok hayvan grubunun yaşadığı alanlar bu sıcaklık azalmasından etkilendi. Yaygın görüşe göre Himalaya dağ kuşağının yükselmeye başlaması iklimsel soğumaya neden olmuş ya da hızlandırdı. Soğumayla birlikte Antartika üzerinde buzullar oluşmaya başlıyarak, deniz seviyesinde düşüş görüldü ve bunun sonucunda da denizlerdeki plankton sayısı ve çeşitliliğinde düştü ve kıtalar kuraklaştı. Tropik ormanlar ekvator kuşağına çekilirken, yerlerini yaprağını döken ılıman iklim ormanlarına bırakmışlardı. Bu devrede çiçekli bitkilerin çağdaş biçimlerinin çoğu evrimleşip, yaygınlaşmıştı. Bunlar arasında en dikkat çekici olanı "ot"lardı. Asya'nın kurak iç bölgelerinden başlayarak yayılan otlarla, ilk otlak alanlar oluştu.

Gelişmiş sindirim sistemine sahip ilk çift toynaklılar Oligosen'de evrim geçirdiler. Yeni sindirim sistemleri onlara lifli ve sindirimi zor otlarla beslenmede büyük avantaj sağladı.

Oligosen'nin en iri hayvanları tek toynaklılardı. Bu devrede yaşayan Orta Asyanın dev boynuzsuz gergedanı Paraceratherium (Baluchitherium) yaşamış en büyük karasal memeli bir hayvandı ve yüksekliği omuz hizasında 6 m, uzunluğu 8 m ve ağırlığı da 10 ton kadardı.

Afrika'da fillerin ataları ve gergedan benzeri hayvanlar boyutlarını geliştirmişlerdi. Kendine özgü keseli memeli faunasıyla Avusturalya'da memeli çeşitliliği arttı.Yırtıcı memeliler, atlar, gergedanlar, domuzlar, geyikler Oligosen'de çeşitlendi.


MİYOSEN
(23.8-5.3 milyon yıl)

Atların göçü ve egemenliği


Miyosen göreceli olarak ılıman bir devredir. Devre boyunca kuraklık ve devre sonlarında ise soğuma gerçekleşti.

Miyosen'in en önemli biyolojik değişimi; ormanların azalmasıyla çöl, otlak alanlar ve tundra gibi açık yaşam sistemlerinin kurulmasıydı. Bu durum ılıman iklim kuşağında yeni bir çeşitlenmeye ve hayvansal yaşamda pek çok morfolojik farklılaşmaya neden olmuştu. Özellikle kuşlar ve memelilerde yeni türlerin ortaya çıkmasına olanak sağlamış ve memeli çeşitliliğini zirveye ulaştırmıştı. Böylelikle geyikler, rakunlar, gelincikler, zürafalar ve sırtlanlar soylarından farklı türler geliştirmişlerdi.

Kıtalar arasındaki su engellerinin zaman zaman kalkmasıyla; Avrupa-Asya-Afrika, Asya-Kuzey Amerika arasında hayvansal göçler yaşandı. Denizlerde balinalar ve deniz inekleri evrim geçirmeye devam ettiler; hem tek hem de çift toynaklı hayvanlar hızlı bir farklanma evresi yaşamışlardı. Bu devrede üç parmaklı atlar, develer, değişik özellikte gergedanlar, dört savunma dişli filler (Gomphotheridae) ve insansılar (Anthropoidler) yaygınlaşmışlardı. Orta Asya'dan Anadolu'ya, kuzey Afrika'ya ve Avrupa'ya doğru günümüz atına çok benzeyen Hipparion'lar göç etti.


PLİYOSEN
(5.3-1.8 milyon yıl )

Hominidlerin (İnsan soyunun) evrimi

Pliyosen boyunca küresel soğuma eğilimi devam etmiş ve kutup buzulları alanlarını genişletmiştir. Yerküre Pliyosen'in sonuna doğru buzul çağlarına girmiş; yarı tropikal bölgeler Ekvatora doğru geriledi. Buzul alanlarının artması deniz seviyesinin düşmesine ve bunun sonucunda da Kuzey-Güney Amerika ile Amerika-Asya arasında karasal bağların kurulmasına neden oldu.

Pliyosen faunası Miyosen'den çok farklı değildi. Günümüz memelilerinin tüm takım ve aileleri evrimlerine devam ettiler. At, gergedan, fil, tapir ve develerin soyları azalırken, kemirgenler, özellikle yer sincapların sayıları arttı. Tek toynaklı atlar ilk defa bu devirde evrimleşti. Kılıç dişli kaplanlar, köpekler, gelincikler Miyosen'in önde gelen yırtıcı hayvanları olmuştu. Hominidlerin (insanların) evrimi bu devrenin en önemli olayları arasındadır. Afrika'da savanların ve açık alanların yaygınlaşması Hominidlerin bu alanlara hızla yayılmasına neden oldu.


PLEYİSTOSEN
(1.8 - 0.01 milyon yıl)
Buzul çağları

Pleyistosen insan türlerinin evrim geçirdiği bir devredir. İnsan alet yapmaya ve ateşi kullanmaya bu devrede başladı.

Pleyistosen'de buzul çağlar ile bunları bölen ılıman hatta tropik dönemler de yaşandı. Buzul dönemlerde buzullar ılıman kuşağa doğru ilerleyerek zaman zaman karaların yüzde otuzunu kapladı; buna bağlı olarak deniz seviyeleri düştü ve kıtalar arasında karasal bağlantılar oluştu. Bu durum hayvan ve insan türlerinin göçlerine olanak sağladı.

Pleyistosen'deki yaşam günümüze çok benzemekteydi. Bugün yaşayan pek çok kozalaklı, çiçekli bitki, böcek, yumuşakça kuş ve memeli cinsi-türü bu devrede de yaşamıştı. Ancak bu hayvanların yeryüzündeki yaşam alanları, günümüzden oldukça farklıydı. Fillerin ve su aygırlarının Pleyistosen temsilcileri Londra'nın bulunduğu enleme kadar yayılmışlardı. Ayrıca Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika'da; kılıç dişli kaplanlar, mamutlar, kürklü gergedanlar, geniş boynuzlu bizonlar, mastodonlar, kurtlar ve develer yaşamaktaydı.

Pleyistosen sonunda buzul çağları sona ermiş; iklim ılımanlaşmış ve denizler hemen hemen günümüzün seviyesine ulaşmıştır.

Pleyistosen sonunda gerçekleşen yok oluşla birçok hayvan türünün soyu tükenmiştir. Bazı bilim adamlarınca bunun nedeni olarak avcılık yapan insanlar gösterilmektedir. Ayrıca insanların taşıdığı bir virüsün de tüm bu türleri yok etmiş olabileceği düşünülmektedir.


HOLOSEN
(0.01 milyon yıl - Günümüz )

Dünyamız nereye koşuyor?

Gerçek bir jeolojik devre değildir.
Pleyistosen'de yaşanan son buzul çağının sona ermesiyle başlayan devre yaklaşık 10 bin yıl öncesinden başlayan ve günümüze ulaşan bir zaman dilimini ifade etmektedir.

Buzul çağları arasında daha sıcak bir buzul arası dönemi ifade eden Holosen, insanlığın tüm kayıtlı tarihini ve uygarlığını içerir. Bu devrede insanlar yerleşik hayata ve tarım toplumuna geçerek pek çok uygarlık kurmuşlar ve doğayı ciddi olarak etkileyip değiştirmişlerdir.
( alıntıdır )]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[

JEOLOJİK ZAMANLAR

HADEAN
(4.600 - 4.000 milyon yıl)

Yerküremizin oluşumu ve kimyasal evrim süreci

Dünyanın güneş sistemi içinde bir gezegen olarak oluştuğu zamandan, Arkeen'e kadar geçen yaklaşık 600 milyon yıllık bir zaman dilimidir. Hadean'ın ilk zamanlarında yaklaşık Mars boyutlarında bir gök cisminin Dünya ile çarpışması sonucu kopan parçaların Ay'ı oluşturduğu düşünülmektedir.

Hadean sırasında ilk atmosfer ve okyanuslar oluşmuştur. Bu dönemde yeryuvarı çok sayıda meteor düşmesine hedef olmaktaydı ve volkanik etkinlik çok yüksekti. Dünyamız, volkanların püskürttüğü metan, amonyak, su buharı, hidrojen sülfür, karbon mono ve dioksit, azot, fosfor ve kükürt gibi gazlardan oluşan ilkel ve bugünkü canlılar için zehirli bir atmosferle çevriliydi. Henüz ozon tabakası oluşmadığından güneşin mor ötesi ışınları yeryüzüne kolaylıkla ulaşıyordu. Maddelerin yüksek enerji altında sentezlenmesi sonucu yeni moleküller oluştu ve okyanusların korunaklı yerlerinde birikti. Bu şekilde başlayan ve uzun süre devam eden kimyasal evrim süreci ile moleküllerden bir kısmı değişime uğradı ve canlılığın temel maddesi olan DNA ve RNA molekülleri haline geldi.

Hadean döneminde dünya coğrafyasına ilkel okyanuslar hakimdi. Bunların üzerinde bugünkü volkanik Japon adalarına benzeyen irili ufaklı ve kısa ömürlü bir çok kara parçası bulunuyordu.

ARKEEN
(4.000 - 2.500 milyon yıl)

Biyolojik evrimin başlangıcı ve ilkel oksijensiz yaşam

Bu devirdeki ilk okyanuslarda oksijen yoktu. Daha önceki devirde oluşan DNA molekülleri, canlılığın çeşitlenmesinde "protein sentezinin denetlenmesi" gibi önemli bir rol üstlendi. Böylelikle, yaklaşık 4 milyar yıl önce "bir gen + bir enzim" şeklinde kendi eşitini yapabilen ilk canlı moleküller meydana geldi. Bu ilk hücreydi ve biyolojik evrim süreci başlamış oluyordu.

Oksijensiz solunum yapabilen ilk canlılar (protobiyota) çevrelerinde birikmiş besin maddelerini kullanarak kendi enerjilerini ürettiler. İlkel hücrelerin çekirdekleri, hücre zarları ve özelleşmiş aygıtları (organelleri) yoktu. Hücre proteinden yapılmış bir zar ile çevriliydi ve içinde genetik kodun bulunduğu DNA zinciri (kromozom) yer alıyordu.

Prokaryotik bakteriler adı verilen bu canlılar, yaklaşık 3.3 milyar yıl önce güneş enerjisini kullanarak "fotosentez yapma" özelliği kazandılar. Fotosentez yapabilen yeni tip bakteriler (siyanobakteriler), o zamana kadar oksijensiz olan okyanuslara oksijen aktarmaya başladılar. Bu bakterilerin oluşturduğu jeolojik yapılar "stromatolitler" olarak bilinir.

Arkeen sırasında dünya coğrafyasına yine denizler ve ufak kara parçaları egemendi. Ancak, yaklaşık 3.5 - 3 milyar yıl önce bu levhacıklar konveksiyon akımları nedeniyle süratle çarpışarak birbirine eklendi ve yeryuvarının ilk kıtaları oluşmaya başladı.

PROTEROZOYİK
(2.500 - 545 milyon yıl)

İlkel tek hücreden karmaşık çok hücrelilere

Oksijenli atmosferin oluşumu
Bakterilerin yaygınlaşması
Çekirdekli hücrelerin (ökaryotların) gelişmesi
Çok hücreli Ediakara topluluklarının oluşması

Yaklaşık 2.5 milyar yıldan itibaren oksijen erimiş halde okyanuslarda ve serbest halde atmosferde giderek daha da zenginleşti. Atmosferde serbest oksijenin artmasıyla daha iyi fotosentez yapabilen ilk kalkerli mavi - yeşil su yosunları (siyanofitler) tropikal denizlerin sığlıklarında yaşamaya başladı.

Bu dönemde görülen en önemli olaylardan biri de hücre zarının oluşmasıdır. Hücre zarının oluşması hücre evriminde önemli gelişmelere neden oldu. Bu zar hem hücreyi, hem de genetik materyali dış etkenlerden daha iyi korudu. Özel yapısı nedeniyle bir çok molekül içeriye giremedi. İçeriye girebilenler de hücre içindeki özel organelleri meydana getirdi. Bu olay, yaşam sürecindeki ilk "doğal seçilim" di.

Böylece, yaklaşık 1.5 milyar yıl önce ilk çekirdekli hücrelere sahip bakteriler (ökaryotlar) dünya hayatına katıldı. Oksijenin giderek artmasıyla canlanan yaşam, günümüzden 700 milyon yıl önce ilk kez çok hücreli canlıların ortaya çıkmasıyla daha da çeşitlendi. "Ediakara topluluğu" olarak bilinen ilk çok hücreliler yumuşak bir gövdeye sahip kabuksuz denizel organizmalardı. Bu hayvan topluluğunda süngerler ve denizanaları gibi bugün bilinen bazı üyelerin yanı sıra, günümüzde hiçbir dalla ilgisi olmayan canlılar da yaşamışlardı.

Proterozoyik sırasında devam eden kıtasal hareketlerle dev boyutlu kıta "Rodinia" oluşmuştur. Dönemin başlangıcında yeryuvarı en büyük buzul çağlarını yaşamıştır. "Kartopu Dünya" olarak da adlandırılan bu buzul çağlarında yeryüzü birkaç kilometre kalınlığında buz tabakaları ile kaplanmıştır.


PALEOZOYİK (1. zaman)

KAMBRİYEN
(545- 495 milyon yıl)

Kambriyen patlaması

Hayvanlar aleminin hızlı evrimi ve çeşitlenmesi
Kabuklu canlılara ilişkin ilk örnekler
Bilinen hayvan şubelerinin bir çoğunun ortaya çıkması ve çeşitlenmesi

Kambriyen yeryüzündeki yaşam için bir dönüm noktası ve yeryüzündeki yaşamın bir daha asla tekrarlanmayacak şekilde hızla evrimleşip çeşitlendiği bir devir olmuştur. Devrin başında en yaşlı kalkerli algler görüldü. Yine ilk graptolitler bu devirde görüldü.

Tüm tartışmalara karşın "Kambriyen Patlaması" olarak adlandırılan ve bu süreçte, sadece 25 milyon yıl içinde bugün bilinen hayvan şubelerinin neredeyse hemen hepsi ortaya çıkmış ve hızla evrimleşmişlerdir. Bunlar kolsu ayaklılar, salyangozlar, midyeler, kafadan ayaklılar, deniz kestaneleri ve mercanlar gibi hayvanların ataları olan ilk kabuklu omurgasızlardı.. Kambriyen devrinin en karakteristik canlısı 1. zamanın sonunda soyu tükenmiş olan Trilobitlerdi.

Kambriyen'in sonunda ilk defa yarı omurgalı canlılar karalardaki ufak su birikintilerinde yaşamaya başladı.

ORDOVİSİYEN
(495 - 440 milyon yıl)

Tatlı sulardaki ilk omurgalılar

İlk çenesiz balıklar
Zırhlı balıklar
Denizlerde yaşayan omurgasız hayvanların çeşitlenmesi
Bitkilerin ve eklembacaklıların karaya çıkışı


Bu devirde denizlerde yaşayan omurgasız hayvanlarda büyük çeşitlenmeler görüldü. Göllerdeki omurgalı hayat, çenesiz balıklar ile yavaş yavaş çeşitlenmeye başladı. İlk kez bu zamanda gövdelerinin büyük bir kısmı kemik levhalarla kaplı, yassı şekilli zırhlı balıklar ortaya çıktı. Dış iskeletli (kavkılı) deniz hayvanlarına ait aile sayısı Kambriyen sonunda 150 iken, Ordovisiyen'deki uyumsal açılımın ardından 400'e çıktı. Bu devirde görülen yeni gruplardan bazıları; midyeler, yosun hayvancıkları, stromatoporoidler, mercanlar, deniz laleleri, deniz kestaneleri ve deniz yıldızlarıdır. Ayrıca articulat (eklemli) dallıbacaklılar bu devirde sayıca ve çeşitlikçe patlama yaşadı. Bunlardan en yaygını 70 cm'lik dev deniz akrepleriydi.

Ordovisiyen'in en göze çarpan olayı, çok hücreli yaşamın denizlerden karalara göçüdür.


SİLÜRİYEN
(440-410 milyon yıl)


Karalardaki ilk canlılar: Bitkiler ve böcekler

Çenesiz balıkların yayılması, tatlı su balıklarının ve ilk çeneli balıkların evrimi;
Ökaryot (çekirdekli) yaşamın karaya kalıcı olarak yerleşmesi;
Örümcekler, böcekler, kırkayaklar ve akrabaları ile ilk damarlı bitkilerin görülmesi.

Silüriyen'de sıcaklığın artması nedeniyle Gondwana kıtasını kaplayan buzullar erimiş ve denizler alçak kara alanlarına ilerleyerek sığ denizler oluşturmuştu. Yok oluşun ardından boşalan yaşam alanları hızla çeşitlenip yayılan canlılarca işgal edildi.

Silüriyen'in en başarılı grubu denizlerde hızla çeşitlenen omurgalılardan çenesiz balıklardı. Çenesiz balıklardan bazıları tatlı sulara da uyum sağlamışlardı. İlk çeneli balıklar tatlı sularda ortaya çıktı.

İlk damarlı bitkiler bu devirde görüldü

İlk kara hayvanlarından ortama uyum yetenekleri tartışılmaz olan eklembacaklılar bu devirde ilkin damarlı bitkilerle kaplı karalarda dolaşmaktaydı. Örümcekler, Akrepler, böcekler, kırkayaklar ve akrabaları bu ortamın sakinleriydi.


DEVONİYEN
(410-354 milyon yıl)

Çift yaşamlılar: Bir ayakları karada, bir ayakları denizde


Çenesiz ve çeneli balıklar çeşitlendi, ilk köpek balıkları ve ilk kemikli balıkların görünümü;

Omurgalılar ilk defa karaya çıkması ve ilk iki yaşamlıların (Amphibia) görülmesi;.

İlk ağaç ve ormanların görülmesi;
Tohumlu bitkilerin ilk görünümü;
Ammonitlerin ilk görünümü;

Silüriyen'de başlayan evrimsel eğilimler bu dönemde de devam etti. Denizlerde ilk kez ammonitler, kemikli balıklar ve köpekbalıkları görüldü.

İlk tohumlu bitkiler ve ağaçlarla birlikte ilk ormanlar da Devoniyen'in sonuna doğru evrim geçirdiler. Bunlardan en yaygını gelecekte Karbonifer ormanını oluşturacak olan kibrit otlarının evrimiydi.

Denizlerde yaygınlaşan omurgalılar karaya ilk adımlarını devrin sonunda atarak karalara ayak bastı. Bunlar atmosfer oksijeni ile kısa süreli de olsa solunum yapabilen ilk ciğerli balıklar (Dipnoi) ile çift yaşamlılardı (Yaşamlarının bir süresini suda bir süresini ise karada geçiren canlılar: Amphibia'lar). Bu gelişmeler omurgalıların sulardan karalara çıkışlarının ilk sürecini başlattı.


KARBONİFER
Dev boyutlu bitkiler - Kömür devri

(354-298 milyon yıl)

Bataklık ormanlarının ortaya çıkıp yaygınlaşması;
Amniyotik yumurtanın oluşumu : Sürüngenler ve ilk uçan böceklerin görülmesi;
Gondwana ile Lavrasya'nın çarpışması : Pangea kıtasının oluşması

Dünya kömür rezervlerinin büyük bir bölümü bu devire ait olduğundan, devire "karbon içeren" anlamında Karbonifer adı verilmiştir. Karbonifer tüm dünya karalarının ekvatoral düzlemde bir araya toplanmaya başladığı ve büyük bir bölümünün günümüz Amazon ormanlarına benzetilebilecek yağmur ve bataklık ormanlarıyla kaplı olduğu bir devirdi. Dev boyutlu bitki örtüsünün (eğrelti ve eğrelti benzeri bitkilerle, ilk tohumlu bitkiler) yanı sıra, dev boyutlu böcekler, kırkayaklar ve akrepler ve çeşitli iki yaşamlılar bu devrin önemli canlılarıydı. Karbonifer'in sonuna doğru, dev kıta Pangea'nın oluşması ve buzullar genişlemesi sonucunda deniz suları çekildi ve iklim kuraklaştı. Kuraklaşan iklimle birlikte bitkilerin ve ormanların yapısı da değişti ve yeni ortamda sürüngenler kendilerini yavaş yavaş göstermeye başladı.

Göllerde yaşayan balıkların çift yaşamlılara doğru evrim geçirmesi ve bunların karalarda yürüyebilme özelliği kazanmaları sonucu, sudan karaya geçiş hızlandı. Böylelikle ilk kez, kara koşullarına daha iyi uyum sağlamış olan ve hızlı hareket edebilen ilkel kertenkeleler ortaya çıktı. Bunların en önemli özellikleri, balıkları ve çift yaşmalıların aksine yumurtalarını karalara bırakmalarıydı.


PERMİYEN
(298-250 milyon yıl arası)

Memeli benzeri sürüngenler devri

Kurak karasal iklim ve Pangaea kıtası oluşumunun tamamlanması
Bataklık ormanlarının yok oluşu, açık tohumluların yaygınlaşması
Sürüngenlerin yükselişi
Büyük yok oluş

Permiyen'de gece-gündüz arasındaki sıcaklık farklılıkları aşırı uçlarda seyretmiş ve kurak ve karasal bir iklim yaşanmıştır. Denizlerin kıyı şeridi daralmış ve seviyesi düşen sularda, deniz canlılarının yaşama alanları gittikçe azaldı. Buna karşılık tek hücreli ve iri kabuklu fusulinler yarı tropikal denizlerde evrimlerinin doruk noktasına ulaştılar. Karbonifer'in çeşitli ve yaygın çift yaşamlılar faunası azalan sulak alanlarla birlikte geri çekilerek yerlerini sürüngenlere bıraktı.

Devrin sonuna doğru alt çene ve diş yapılarında memeli sınıfının karakterini içeren yeni tip sürüngenler görülmeye başladı. Böylece memelilerin ataları sürüngenler soyundan ayrılan bir kol ile evrimleşmeye başladı.

Bataklık ormanları Permiyen ortalarında kuraklığa dayanamayarak yok oldu. Buna karşılık çamgiller büyük ormanlar oluşturdu.

Permiyen sonundaki büyük yok oluş tüm türlerin %90-95'ini yok etti.

İLK KİTLESEL BİYOLOJİK YOKOLUŞ
1. zaman yaklaşık 295 milyon yıl sürdü. Zamanın sonuna kadar omurgalı sınıflardan balıklar, çift yaşamlılar ve sürüngenler hızla evrimleşti. !. zaman sırasındaki en önemli olay canlıların sulardan karalara çıkması ve buralada kendilerine yeni yaşam alanları bulmasıydı.Bu olay bitkiler - balıklar - çift yaşamlılar - sürüngenler arasındaki evrimsel ilişkilerle gerçekleşti. 1. zaman sonundaki ani iklimsel değişiklikler biyolojik toplu yok oluşlara neden olmuştur. Tüm türlerin % 90 - 95'i oradan kalktı. Böylece trilobitler, graptolitler, tablalı mercanlar, fusulinler gibi omurgasız canlılarla zırhlı balıklar ve ilkel sürüngenler gibi omurgalılar 2. zaman geçemedi.


MESOZOYİK (2. Zaman)

TRİYAS
(250 -203 milyon yıl)

Dinozorların ayak sesleri

Pangaea kıtası bir bütün halinde ve henüz parçalanmamış durumda
İklim karasal ve sert.

Büyük yok oluşum ardından denizlerde ve karalarda yaşamın yeniden çeşitlenip zenginleşmesi

İlk dinozorlar.

İlk memeliler ve pek çok yeni sürüngen grubunun görülmesi ve bunların farklı ekosistemlere yerleşmeleri.

İlk mercanların ve belemnitlerin görülmeleri

Triyas'ta, ilk toplu yok oluştan kurtulmayı başaran az sayıda ve çeşitlilikteki canlı grubu, uyumsal açılımla boşalan ekosistemlere yayılmışlardır. Bu devirde denizlerde yaşayan omurgasızlar büyük oranda modern biçimlerine kavuştu ve bitki yaşamında açık tohumluların ve özellikle kozalaklı bitkilerin baskınlığı arttı. Karasal ekosistemlerde omurgalıların baskınlığı devam etti. Sürüngenler süper kıtalar üzerinde ve okyanuslarda uygun iklim koşulları altında çok daha kolay evrimleşme olanağı buldular. İlk toplu yok oluştan kurtulabilen az sayıda sürüngenlerden terapsitler , çift yaşamlılardan Labyrinthodont ve Archosaurular çeşitlendi. Dinozorlar henüz çok çeşitli değildi. Devrin sonuna doğru ilk memeliler ve timsahlar görüldü.


JURA
(203 - 144 milyon yıl)

Dev sürüngenler devri

Pangaea kıtasının parçalanmaya başlaması.
Ekvatoral ve nemli olan iklim devir boyunca gittikçe yumuşaması
Dinozorlar karasal ekosistemlerin baskın omurgalı grubu olması
Denizlerde sürüngenler devri başlaması
Sürüngenler uçmaya başlaması
Belemnitler denizlerde yaygınlaşıp çeşitlenmesi
Bitkiler dünyasında "Sikatlar" yükselmesi
Kuşlar ilk defa görülmesi

Jura devri sırasında dinozorlar hızla evrimleşerek çeşitlenip dev boyutlara ulaştı. Jura başlarında Diplodocus ve Apatosaurus gibi dev sauropod dinozorlar çeşitlendi. Allosaurus ve Campsognathus gibi etçil Theropodlar sayıca bollaştı. Bilinen en büyük uçan omurgalı olan Pterosaurlar gökyüzünde egemen oldu; denizlerde yaşayan İhtiyozorlar, Plesiyozorlar ve dev boyutlu deniz timsahları yaygınlaştı.

Havada uçan dinozorlar zamanın sonuna doğru krallıklarını ilan etti. Böylece kuş benzeri dinozorlar yaygınlaşırken, Archeopteryx gibi dinozor benzeri ilkel kuşlar ortaya çıktı. Sürüngenlerden ayrılan bir kol üzerinden evrim geçirmeye başlayan bu ilk kuşlar hem dişli hem de tüylüydü. Bunlar iki sınıf arasında ara geçiş formları olup evrimi kanıtlayan en önemli örneklerden biridir.

İlk gerçek memeliler bu devirde gelişmeye ve çeşitlenmeye devam etti.

Jura'nın sonlarına doğru ilk çiçekli bitkiler ortaya çıktı.


KRETASE
(144 - 65 milyon yıl)

Dinozorların yükselişi ve hazin sonu


Dinozorların altın devri
Çiçekli bitkilerin yaygınlaşıp, baskın bitki grubu aşamasına yükselmesi.

Pangaea kıtasının parçalanması devam etmesi ve Lavrasya ve Gondwana kıtaları birbirlerinden tamamen ayrılması

Nemli tropikal iklim koşullarının devamı.

Kretase, pek çok yeni grubun görüldüğü ya da çeşitliliğini arttırdığı bir devir olup dinozorların altın çağıdır. Bilinen dinozorların, %40'ı Kretase'nin son 15 milyon yılında evrim geçirmişlerdir. Tyrannosaurus rex ve Triceratoplar gibi pek çok tanınmış dinozor bu devrin canlıları arasındaydı.

İhtiyozorlar ve Pterozorlar devrin sonuna doğru azaldı. Pek çoğunun soyu K/T (Kretase/Tersiyer) geçişi yok oluşundan önce tükendi. Sıcak kanlı kuşlar, hızla yüzebilen kemikli balıklar ve çiçekli bitkiler Kretase de başarılı gruplar arasındadır. Bu devirde sucul sürüngenlerin dev biçimleri olan Mosazorlar dikkat çekicidir.

İlk defa Kretase'de evrimleşen çiçekli bitkiler hızla yayılarak açık tohumluların yerlerini aldı. Çınar, kavak, söğüt, kestane, meşe ve defne gibi kapalı tohumlu çiçekli bitkiler evrimleşerk tüm karaları kapladı.

Keseli ve plasentalı (yavru gelişimini anne karnında tamamlar) memeli grupları Kretase sırasında evrim geçirmeye başladılar; fakat yaygınlaşmak için devrin sonunda gerçekleşecek büyük yok oluşu beklemek zorunda kaldılar.

Denizlerde sürüngenlerin ve balıkların egemenliğinin yanı sıra omurgasızlardan ammonitler ve rudistler evrimleşerek çeşitlenen önemli gruplardı.

Devrin sonunda bir meteor çarpması sonucu gerçekleştiği düşünülen büyük yok oluş, hem dinozorları ve hem de pek çok yaygın canlı grubunu ortadan kaldırdı.

İKİNCİ KİTLESEL BİYOLOJİK YOKOLUŞ

Yaklaşık 65 milyon yıl önce yerküre, korkunç bir meteor yağmuruna hedef oldu. Oluşan yoğun gaz ve toz bulutu güneşin yararlı etkilerini uzun süre kesti. Bu durum, iklimde büyük çapta değişikliklere yol açtı ve besin zinciri bozuldu. Bu büyük trajedi ile başta dinozorlar olmak üzere karalarda ve denizlerde canlıların bir çoğu yok oldu. Geriye kalan gruplar arasında en şanslıları memelilerdi. Bu büyük felaket memelilerin 3. zamanda gelişmesi ve evrimleşmesi için evrimsel olarak boş alanlar yarattı. Artık zafer memelilerindi.

SENOZOYİK (3. Zaman)

PALEOSEN
(65- 53 milyon yıl)

Memelilerin Zaferi

İkinci toplu yok oluşun ardından yeryüzünde her şey yeniden başladı. Yaşam tümüyle normal hale gelinceye kadar yaklaşık 10 milyon yıl geçmişti. Büyük felaketten keseli ve plasentalı memelilerin ilkel tipleri az bir kayıpla kurtulmuştu. Bunlar, dallanan evrim kollarıyla çeşitlenerek karaları işgal etmeye ve dinozorlardan boşalan evrimsel alanları hızla doldurmaya başladı. Bu devrede kıtaların birbirinden ayrı takımadalar biçimindeki konumu, memelilerin birbirinden etkilenmeden farklı evrimsel çizgilerde çeşitlenmelerine neden olmuştur. Günümüzün canlıları ile soyları tükenmiş pek çok grup; eteneli; keseli, tek delikli ve kuşlar bu devirde evrim geçirmeye başladı.

Denizlerde yeni tip omurgasızlar yaşama katıldı.

Sürüngenler ve kuşlar yeni gruplarla evrim yolculuklarına devam ettiler.

Paleosen süresince Dünya ölçeğinde deniz seviyesi düşük olup Kuzey Amerika, Afrika ve Avusturalya'nın iç bölgelerinde kuraklık yaşanmıştır.


EOSEN
(53 - 33.7 milyon yıl)

Memelilerin yükselişi ve günümüz yaşamının doğuşu


Bu devirde iklim genel olarak sıcak ve ılıman, mevsimler belirsiz, yağışlar oldukça bol ve deniz seviyesi yüksekti. Artık karalarda tümüyle memeliler egemendi. Etçiller, otçullar, keseli memeliler ile primatların (insan ve maymunların ataları ile birlikte ortak grubu) dahil olduğu plasentalı memeliler yaşamda yerlerini aldılar.

At, tapir, gergedan, fil, domuz, deve ve primatların dahil olduğu çağımızın memeli takımlarının çoğu ilk defa Erken Eosen'de 10 kg dan daha az hayvanlar olarak ortaya çıkmışlardı. Günümüzdeki biçimlere benzer olmasa da ilk yarasalar böcekçillerden farklanarak evrimleşti.

Bu devrede, kuzey Amerika ile Asya arasındaki Bering boğazı iklimsel değişiklikler nedeniyle bir çok hayvan grubu için kara köprüsü oldu. Böylece, çağımız toynaklılarının (atların) ataları Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika'ya yayıldı. Başlangıçta küçük boyutlu olan memelilerin bazıları devrenin sonuna doğru boyutlarını hızla artırarak dev boyutlara ulaştı.

Balina ve deniz inekleri gibi deniz memelileri ilk defa bu devrede evrim geçirmeye başladı. Balinalar Eosen devri içinde (Zeuglodan 20-25 m) büyük boyutlara ulaştı. Kazlar, ördekler, balıkçılar, baykuşlar ve şahinler ve benzeri ilk çağdaş kuşlar da ilk defa Eosen de görüldü.

Omurgasızlardan nummulitler ve yumuşakçalar (molluska) tropikal denizlerde gelişip çeşitlendiler.


OLİGOSEN
(33.7-23.8 milyon yıl)

İlk hortumlu memeliler

Oligosen'de iklimde belirgin bir soğuma gerçekleşti. Pek çok hayvan grubunun yaşadığı alanlar bu sıcaklık azalmasından etkilendi. Yaygın görüşe göre Himalaya dağ kuşağının yükselmeye başlaması iklimsel soğumaya neden olmuş ya da hızlandırdı. Soğumayla birlikte Antartika üzerinde buzullar oluşmaya başlıyarak, deniz seviyesinde düşüş görüldü ve bunun sonucunda da denizlerdeki plankton sayısı ve çeşitliliğinde düştü ve kıtalar kuraklaştı. Tropik ormanlar ekvator kuşağına çekilirken, yerlerini yaprağını döken ılıman iklim ormanlarına bırakmışlardı. Bu devrede çiçekli bitkilerin çağdaş biçimlerinin çoğu evrimleşip, yaygınlaşmıştı. Bunlar arasında en dikkat çekici olanı "ot"lardı. Asya'nın kurak iç bölgelerinden başlayarak yayılan otlarla, ilk otlak alanlar oluştu.

Gelişmiş sindirim sistemine sahip ilk çift toynaklılar Oligosen'de evrim geçirdiler. Yeni sindirim sistemleri onlara lifli ve sindirimi zor otlarla beslenmede büyük avantaj sağladı.

Oligosen'nin en iri hayvanları tek toynaklılardı. Bu devrede yaşayan Orta Asyanın dev boynuzsuz gergedanı Paraceratherium (Baluchitherium) yaşamış en büyük karasal memeli bir hayvandı ve yüksekliği omuz hizasında 6 m, uzunluğu 8 m ve ağırlığı da 10 ton kadardı.

Afrika'da fillerin ataları ve gergedan benzeri hayvanlar boyutlarını geliştirmişlerdi. Kendine özgü keseli memeli faunasıyla Avusturalya'da memeli çeşitliliği arttı.Yırtıcı memeliler, atlar, gergedanlar, domuzlar, geyikler Oligosen'de çeşitlendi.


MİYOSEN
(23.8-5.3 milyon yıl)

Atların göçü ve egemenliği


Miyosen göreceli olarak ılıman bir devredir. Devre boyunca kuraklık ve devre sonlarında ise soğuma gerçekleşti.

Miyosen'in en önemli biyolojik değişimi; ormanların azalmasıyla çöl, otlak alanlar ve tundra gibi açık yaşam sistemlerinin kurulmasıydı. Bu durum ılıman iklim kuşağında yeni bir çeşitlenmeye ve hayvansal yaşamda pek çok morfolojik farklılaşmaya neden olmuştu. Özellikle kuşlar ve memelilerde yeni türlerin ortaya çıkmasına olanak sağlamış ve memeli çeşitliliğini zirveye ulaştırmıştı. Böylelikle geyikler, rakunlar, gelincikler, zürafalar ve sırtlanlar soylarından farklı türler geliştirmişlerdi.

Kıtalar arasındaki su engellerinin zaman zaman kalkmasıyla; Avrupa-Asya-Afrika, Asya-Kuzey Amerika arasında hayvansal göçler yaşandı. Denizlerde balinalar ve deniz inekleri evrim geçirmeye devam ettiler; hem tek hem de çift toynaklı hayvanlar hızlı bir farklanma evresi yaşamışlardı. Bu devrede üç parmaklı atlar, develer, değişik özellikte gergedanlar, dört savunma dişli filler (Gomphotheridae) ve insansılar (Anthropoidler) yaygınlaşmışlardı. Orta Asya'dan Anadolu'ya, kuzey Afrika'ya ve Avrupa'ya doğru günümüz atına çok benzeyen Hipparion'lar göç etti.


PLİYOSEN
(5.3-1.8 milyon yıl )

Hominidlerin (İnsan soyunun) evrimi

Pliyosen boyunca küresel soğuma eğilimi devam etmiş ve kutup buzulları alanlarını genişletmiştir. Yerküre Pliyosen'in sonuna doğru buzul çağlarına girmiş; yarı tropikal bölgeler Ekvatora doğru geriledi. Buzul alanlarının artması deniz seviyesinin düşmesine ve bunun sonucunda da Kuzey-Güney Amerika ile Amerika-Asya arasında karasal bağların kurulmasına neden oldu.

Pliyosen faunası Miyosen'den çok farklı değildi. Günümüz memelilerinin tüm takım ve aileleri evrimlerine devam ettiler. At, gergedan, fil, tapir ve develerin soyları azalırken, kemirgenler, özellikle yer sincapların sayıları arttı. Tek toynaklı atlar ilk defa bu devirde evrimleşti. Kılıç dişli kaplanlar, köpekler, gelincikler Miyosen'in önde gelen yırtıcı hayvanları olmuştu. Hominidlerin (insanların) evrimi bu devrenin en önemli olayları arasındadır. Afrika'da savanların ve açık alanların yaygınlaşması Hominidlerin bu alanlara hızla yayılmasına neden oldu.


PLEYİSTOSEN
(1.8 - 0.01 milyon yıl)
Buzul çağları

Pleyistosen insan türlerinin evrim geçirdiği bir devredir. İnsan alet yapmaya ve ateşi kullanmaya bu devrede başladı.

Pleyistosen'de buzul çağlar ile bunları bölen ılıman hatta tropik dönemler de yaşandı. Buzul dönemlerde buzullar ılıman kuşağa doğru ilerleyerek zaman zaman karaların yüzde otuzunu kapladı; buna bağlı olarak deniz seviyeleri düştü ve kıtalar arasında karasal bağlantılar oluştu. Bu durum hayvan ve insan türlerinin göçlerine olanak sağladı.

Pleyistosen'deki yaşam günümüze çok benzemekteydi. Bugün yaşayan pek çok kozalaklı, çiçekli bitki, böcek, yumuşakça kuş ve memeli cinsi-türü bu devrede de yaşamıştı. Ancak bu hayvanların yeryüzündeki yaşam alanları, günümüzden oldukça farklıydı. Fillerin ve su aygırlarının Pleyistosen temsilcileri Londra'nın bulunduğu enleme kadar yayılmışlardı. Ayrıca Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika'da; kılıç dişli kaplanlar, mamutlar, kürklü gergedanlar, geniş boynuzlu bizonlar, mastodonlar, kurtlar ve develer yaşamaktaydı.

Pleyistosen sonunda buzul çağları sona ermiş; iklim ılımanlaşmış ve denizler hemen hemen günümüzün seviyesine ulaşmıştır.

Pleyistosen sonunda gerçekleşen yok oluşla birçok hayvan türünün soyu tükenmiştir. Bazı bilim adamlarınca bunun nedeni olarak avcılık yapan insanlar gösterilmektedir. Ayrıca insanların taşıdığı bir virüsün de tüm bu türleri yok etmiş olabileceği düşünülmektedir.


HOLOSEN
(0.01 milyon yıl - Günümüz )

Dünyamız nereye koşuyor?

Gerçek bir jeolojik devre değildir.
Pleyistosen'de yaşanan son buzul çağının sona ermesiyle başlayan devre yaklaşık 10 bin yıl öncesinden başlayan ve günümüze ulaşan bir zaman dilimini ifade etmektedir.

Buzul çağları arasında daha sıcak bir buzul arası dönemi ifade eden Holosen, insanlığın tüm kayıtlı tarihini ve uygarlığını içerir. Bu devrede insanlar yerleşik hayata ve tarım toplumuna geçerek pek çok uygarlık kurmuşlar ve doğayı ciddi olarak etkileyip değiştirmişlerdir.
( alıntıdır )]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Beyler Figo ve Davids İstanbul'a Geliyo :)]]></title>
			<link>http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15531</link>
			<pubDate>Wed, 01 Feb 2012 22:57:20 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15531</guid>
			<description><![CDATA[Beyler ;

sanırım ben ve bana yakın yaş grubumdaki herkes izlemiştir louis figo'yu :)
hele top cambazı edgar davids :) yıllarca nike reklamlarını izleyip bu herif kadar cambaz olabilirmiyim diye çocukluk hayalleri kurardım :)

şimdi elime bu herifleri canlı izleme fırsatı geçti :) 3 şubatta forum istanbul için geliyolarmış gösteri maçı yapmaya..bi değişik kampanya bünyesinde mi ne geliyolar...seni seçiyomuymuş bişiler oluyomuş bi değişik yarışma var...o kısım pek kasmıyo beni ama figo ve davids i kaçıramam :D kesin izliycem...

ben gibi olanlar var ise haber edeyim dedim :)



edit : yarışma için detaylı bi link buldum sonunda : https://www.facebook.com/istanbulforum]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Beyler ;

sanırım ben ve bana yakın yaş grubumdaki herkes izlemiştir louis figo'yu :)
hele top cambazı edgar davids :) yıllarca nike reklamlarını izleyip bu herif kadar cambaz olabilirmiyim diye çocukluk hayalleri kurardım :)

şimdi elime bu herifleri canlı izleme fırsatı geçti :) 3 şubatta forum istanbul için geliyolarmış gösteri maçı yapmaya..bi değişik kampanya bünyesinde mi ne geliyolar...seni seçiyomuymuş bişiler oluyomuş bi değişik yarışma var...o kısım pek kasmıyo beni ama figo ve davids i kaçıramam :D kesin izliycem...

ben gibi olanlar var ise haber edeyim dedim :)



edit : yarışma için detaylı bi link buldum sonunda : https://www.facebook.com/istanbulforum]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sizde ehliyet sınavından korkanlardan mısınız?]]></title>
			<link>http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15530</link>
			<pubDate>Wed, 01 Feb 2012 11:59:26 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15530</guid>
			<description><![CDATA[Bu korkuyu yenebilmenin tek yolu, o konu hakkında yeterli bilgiye sahip olmaktır. Bunun için http://www.surucukursumerkezi.com
olarak OnLine Ehliyet Sınavı sistemini başlattık. Amacımız, bu konuda eksiklikleri profesyonel bir biçimde gidererek, sıkıcı 
ve tek düze olan ehliyet sınavına çalışma şeklini daha interaktif bir hale getirmek ve internet kullanıcılarına kolaylık sağlamaktır.
Sürücü Kursu Merkezi, başarılı bir şekilde bu sınavdan geçmek ve ehliyet sahibi olmak isteyenlere OnLine Ehliyet Sınavı imkanı sunmak
 amacı ile bu sayfayı düzenlemiştir. 
Hemen sınava girmek için tıklayın 
http://www.surucukursumerkezi.com/ehliye...ular%C4%B1]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bu korkuyu yenebilmenin tek yolu, o konu hakkında yeterli bilgiye sahip olmaktır. Bunun için http://www.surucukursumerkezi.com
olarak OnLine Ehliyet Sınavı sistemini başlattık. Amacımız, bu konuda eksiklikleri profesyonel bir biçimde gidererek, sıkıcı 
ve tek düze olan ehliyet sınavına çalışma şeklini daha interaktif bir hale getirmek ve internet kullanıcılarına kolaylık sağlamaktır.
Sürücü Kursu Merkezi, başarılı bir şekilde bu sınavdan geçmek ve ehliyet sahibi olmak isteyenlere OnLine Ehliyet Sınavı imkanı sunmak
 amacı ile bu sayfayı düzenlemiştir. 
Hemen sınava girmek için tıklayın 
http://www.surucukursumerkezi.com/ehliye...ular%C4%B1]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kuruyemişin Faydaları Nelerdir? - Kuruyemişin Yararları]]></title>
			<link>http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15529</link>
			<pubDate>Tue, 31 Jan 2012 15:26:02 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15529</guid>
			<description><![CDATA[AY ÇEKİRDEĞİ FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kolesterolü düşürür.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Damar sertliğini giderir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kır işçilerinin ve zayıf kalmış çocukların günde 50 gram yemesi tavsiye edilir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Cinsel arzuyu artırır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kalp ve sinir hastalıklarını önler.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* İdrar söktürür.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Solunum sistemi rahatsızlıklarında iyileştirici etkilere sahiptir.

 KABAK ÇEKİRDEĞİ FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Böbrekleri güçlendirir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Böbrek, mesane iltihaplarını önler.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* İdrar yollarında oluşan hastalıkları giderir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Bağırsak kurtlarını düşürür.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Birçok prostat ilacının bileşiminde kabak çekirdeği bulunmaktadır.

 TUZLU FISTIK FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Cinsel arzuyu artırır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Zihinsel ve bedensel yorgunluğu alır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Böbrek ve safrakesesi ağrılarını hafifletir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Göğsü yumuşatır, öksürük söktürür.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Yalnız olarak yenmeli, portakal, elma, armut gibi meyve veya sebzelerle tüketilmemelidir.

 ANTEP FISTIĞI FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Günde 10-12 adet yenilen iç antepfıstığı,vücudun günlük yağ ihtiyacını karşılayabilmektedir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* 100 g antepfıstığı vücudun günlük protein,vitamin B1 ve fosfor ihtiyacının %35``ini karşılayabilmektedir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kandaki kolesterol seviyesini düşürür. Kroner kalp hastalığının riskini azaltır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Antepfıstığı şeker hastalığında (Diabete Mellitus)kullanılabilir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* İnce bağırsakta glikoz emilimini azaltır ve kan şekerinin yükselmesini önler.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Antep fıstığı nekahet dönemlerinde de vücudun dostudur. Bir terkip içinde veya tek başına tüketilen fıstık, nekahet dönemin rahat ve kısa sürmesini sağlar, bünyeyi dirençli hale getirir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Akciğer için iyi bir iltihap temizleyicidir. Göğsü yumuşatır, ağrılarını hafifletir, öksürüğün geçmesine yardımcı olur.

KAJU FISTIK FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Çinko içerdiğinden gribe karşı koruyucu etkisi vardır, bağışıklık sistemini güçlendirir, büyüme ve gelişmeyi olumlu etkiler.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* İçerdiği minerallerden magnezyum (276 mg/100 gr) kemik ve sinir dokusunu besler, kasların çalışmasını düzenler, kalp atışlarını düzenler.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kansızlığın önemli rahatsızlıklara yol açtığı hamile ve çocuklarda D vitamini içeriği ile eksikliği giderir, kemikleri ve bağışıklık sistemini güçlendirir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Özellikle gebelikte takviyesi gereken demir (6,43 mg/100 gr) mineralini içerir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* İçerdiği selenyum ile vücudu çeşitli hastalıklardan korur,şeker hastalığının gelişimini engeller,kansere karşı direnci arttırır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* İçerisinde bulunan potasyum tansiyon düşürücü özelliğe sahiptir. Kalp yetmezliği, böbrek hastalıkları, hepatit ve siroz tedavisinde olumlu etkiler gösterir.

 FINDIK İÇİ FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Cildi güzelleştirir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Varis tedavisinde faydalıdır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Enerji verici ve besleyicidir. Cinsel gücü artırır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Güç ve dikkat gerektiren durumlarda yararlıdır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Böbrekteki kum ve taşları döker, böbrek rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Vücutta artık madde bırakmadan protein verir ve vücudun normal çalışmasına, zayıf düşmemesine yardımcı olur.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Gelişme çağındaki çocukların gelişmelerini daha iyi sağlamak için fındık verilmelidir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Yüksek tansiyondan prostata, kalp şikâyetinden menopoz dönemi sorunlarına kadar birçok rahatsızlıkta fındık vücudu güçlendirici ve sağlığımızı koruyucu bir görev üstlenir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Yapılan pek çok araştırma, fındığın kolesterolü düşürdüğünü ve kalp krizi riskini azalttığını, içerdiği yüksek kalsiyum sayesinde kemikleri ve dişleri güçlendirdiğini, cinsiyet hormonlarını geliştirdiğini ve günlük yaşamda enerji verdiğini ortaya koyuyor.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Her gün sadece 25-30 gr fındık yemek, günlük E vitamini ihtiyacının yüzde 100`ünü karşılıyor.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Son zamanlarda yapılan araştırmalar gösteriyor ki, fındıkta bol miktarda bulunan beta-sitosterol maddesi, kolesterolü düşürmede ve kanser (kolon, prostat, göğüs) gibi pek çok hastalığı önlemede önemli bir rol oynayabiliyor. Bu husus, tümör büyümesini engelleme ve apoptosis uyarımı içinde geçerli.

 PATLATMALIK MISIR FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Mısır lifli bir besindir. Bu yüzden kan şekerinin daha dengeli yükselmesini sağlar ve kabızlığı önler, alınan posa miktarı artıkça koroner kalp hastalığı riski de azalır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* İçerdiği yüksek karbonhidrat miktarı sayesinde enerjinize enerji katar.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Mısırda protein, kalsiyum, demir , fosfor, A ve B2 vitaminleri bulunur.

 BADEM FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Sinirleri güçlendirir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Göğüs hastalıklarını önler.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Beden ve zihin yorgunluğunu giderir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Hamilelerin sütünü artırır ve bebeklerin gelişimine yardımcı olur.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Böbrek ve idrar yolları iltihaplarını iyileştirir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Badem yağı ayrıca müsil olarak da kullanılır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kolestrolü düşürür. Kalp krizi riskini azaltır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Her gün 42 gr badem veya fındık tüketimi kalp hastalığı riskini azaltmaktadır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kan şekeri düzeyini ayarlar; kansere yakalanma riskini azaltır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Cinsel güçsüzlüğe karşı etkilidir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Bedenin ve zihnin yorgunluğunu giderir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Baş ağrısı, karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir.

 LEBLEBİ FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Anne sütünü artırır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Asit fazlasını alır, mideyi rahatlatır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Neredeyse yok denecek kadar az yağ içerir ve içinde bulunan yağlar vücuda yararlıdır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Tokluk hissi verir. Bu sebeple diyet yapanlar için kilo kaybına yardımcıdır.

 BEYAZ LEBLEBİ FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Neredeyse yok denecek kadar az yağ içerir ve içinde bulunan yağlar vücuda yararlıdır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Tokluk hissi verir. Bu sebeple diyet yapanlar için kilo kaybına yardımcıdır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Asit fazlasını alır, mideyi rahatlatır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Anne sütünü artırır.

 CEVİZ FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kanda kolesterolün yükselmesini önler.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Beynin çalışmasını güçlendirir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Çocukların okul performansları ve hatırlama yetileri arttırmak için gereklidir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* İçerdiği fosfor ve kalsiyum zihni yorgunluğu giderir, kemik ve dişleri güçlendirir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Bağışıklık sistemini güçlendirir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* İyi bir antioksidan kaynağı olması sebebiyle kanserle savaşta önemli rolü vardır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Ceviz yenmesi, kalp sağlığının korunmasına yardımcı olur: Cevizin içerdiği doymamış yağlardaki linoleik asit, kolesterol düzeyini düşürür. Ayrıca içerdiği alfalinoleik asit ile omega 3 yağ asitleri, damar tıkanmalarını önler. Yapılan araştırmalar, düzenli ceviz yiyen kişilerde koroner damar hastalıklarına yakalanma riskinin önemli oranda azaldığını göstermektedir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kansızlığı önler.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Şeker hastalıklarında kap hastalığı riskini düşürür.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıklara karşı koruyucudur.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Mide gazını ve sindirim bozukluklarını giderir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kırmızı kan hücrelerinin biçimlenmesine,akciğerlerden dokulara oksijen taşınmasına yardımcı olan ve kansızlığı önleyen
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Potasyum açısından oldukça zengindir. Potasyum, sinirlerin uyarımı ve kas dokusunun çalışması için gereklidir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Safra kesesi taşı oluşumunu engellediği saptanmıştır.

 KURU İNCİR FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kansere karşı vücudun bağışıklık sistemini güçlendirir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Hamilelerde ve çocuklarda kemik gelişimini sağlar.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Yaşlılarda kemik erimesini önler.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* İçerdiği protein ile hücreleri tamir eder ve yeniler.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Zengin demir minerali ile kanı güçlendirir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kemik hastalıklarında ve gelişim bozukluklarında olumlu etkileri gözlemlenmiştir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Pektik maddelerin kaynağı olmasından dolayı, bağırsaklarda toksik maddelerin atılması, kandaki kolesterol düzeyinin düşürülmesi, şeker hastalıklarında kan şekerinin hızla yükselmesini önler.

 KURU HURMA FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Hurma, zihni ve bedeni gelişmeyi sağlar.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kansere karşı koruyucudur, öksürüğü keser, boğaz ağrısını, bronşiti ve soğuk algınlığını giderir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kemik hastalıklarında faydası ise yadsınamaz.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Mineraller açısından oldukça zengindir. İçeriğinde kalsiyum. potasyum. demir, B vitamini bulunmaktadır.

 KURU KAYISI FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Beynin düzenli çalışmasını sağlar, stresi azaltır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Karaciğerin tahrip olan kısmının tamirini yapar.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kemiklerin düzgün ve sağlam olmasında önemli rol oynar.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kan yapımını artırarak, kansızlığa engel olur.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Mide ve on iki parmak bağırsağı ülserinin meydana gelmesine engel olur, meydana gelmiş ülserlerin iyileşmesinde rol oynar.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Böbreklerde taş oluşumu riskini azaltır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Üreme sistemi üzerinde önemli rolü bulunup, cinsel gücü artırmaktadır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kansere karşı koruyucu bir etkiye sahiptir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Dişlerin daha sağlam ve kuvvetli olmasında önemli rol oynar.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kalp kaslarını kuvvetlendirir ve daha düzenli çalışmasını sağlar.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Potasyum oranı yüksek olması nedeniyle kalp yetmezliği,böbrek hastalıkları,hepatit ve siroz tedavisinde olumlu etkiler gösterir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Saf karbonhidrat içerdiğinden hazır enerji kaynağıdır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Ciltteki pürüzleri gidererek daha düzgün ve canlı görünüm sağlar.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kayısı A,B,C vitaminleri, protein, bol miktarda şeker ve madensel tuzlar içeren bir meyvedir. İştah açar, kan yapar, bedensel ve ruhsal yorgunlukları alır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Sinirleri güçlendirir, uyku verir, kabızlığa iyi gelir.

 KURU ÜZÜM FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Üzüm ürünlerindeki demir, kalsiyum ve potasyum minerallerinin, kemik gelişimi yanında kansızlığı, halsizliği, zayıflığı ve ishali tedavi edici özelliği bulunmaktadır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kilo almak isteyen de rejim yapmak isteyen de üzüm yemelidir çünkü enerji verir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Protein ve karbonhidrat kaynağıdır. A,B1,B2,B6, C vitaminleri ile fosfat, kalsiyum, demir, fosforik asit, organik asitler, formik asit minerallerini içerir. Günlük kalsiyumun 1/5&#8217;ini ve demirin ise 1/3&#8217;ünü karşılar. Mineraller halsizliği, kansızlığı, ishali ve zayıflığı tedavi eder.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Karaciğer zafiyetine, öksürüğe, bronşite iyi gelir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Unutkanlığı azaltıcı etkileri olduğu gölemlenmiştir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Diş çürümelerini engeller.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Üzümde %20 oranında direk olarak kana karışan şeker vardır. Bu özelliği ile bedenen ve zihnen çalışanlar için iyi bir gıdadır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Gıda şekli anne sütüne benzer. Üzümdeki bol demir kan yapar.

 TÜRK KAHVESİ FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kahvenin içerdiği kafein maddesi, sinir sistemini uyarıp zihinsel aktiviteyi güçlendirir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Uyuşukluğu giderip enerji verir ve uyanık kalmayı sağlar.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Yapılan araştırmalar günde 6 fincan kahve içen 55 yaşındaki bir kişinin düşünme potansiyelinin içmeyenlere oranla 6 kat daha fazla olduğunu gösteriyor.

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; .&nbsp;&nbsp;Ayrıca kahve içenlerde içmeyenlere nazaran daha az diş çürüğünün olması,&nbsp;&nbsp;bir başka&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; dikkat çekici araştırma sonucu.

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kahve içtikten sonra organizmada ani değişiklikler oluyor. Tüm vücut ani bir enerji akımı ile doluyor. Bu enerji çocuklarda 3, yetişkinlerde ise 5-7 saat sonra azalmaya başlıyor. Tüm bu olumlu yönlerine rağmen kahveyi çok fazla tüketmemekte fayda var.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Araştırmalar günde iki fincan kahvenin kolon kanseri riskini yüzde 25, safra kesesinde taş riskini yüze 45 azalttığını gösteriyor. Ancak kahvenin çok fazla tüketilmesi yüksek.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kanser riskini azaltıyor: Norveç&#8217;te yapılan bir araştırma ,meyve ve sebzeden bile daha çok antioksidan içerdiğini ortaya koymuştur.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kanser riskini azaltıyor: Norveç&#8217;te yapılan bir araştırma ,meyve ve sebzeden bile daha çok antioksidan içerdiğini ortaya koymuştur.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Alzheimer&#8217;i önlüyor Portekiz&#8217;de 2002 yılında yapılan araştırmaya göre kafein beyni zinde tutuyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[AY ÇEKİRDEĞİ FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kolesterolü düşürür.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Damar sertliğini giderir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kır işçilerinin ve zayıf kalmış çocukların günde 50 gram yemesi tavsiye edilir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Cinsel arzuyu artırır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kalp ve sinir hastalıklarını önler.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* İdrar söktürür.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Solunum sistemi rahatsızlıklarında iyileştirici etkilere sahiptir.

 KABAK ÇEKİRDEĞİ FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Böbrekleri güçlendirir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Böbrek, mesane iltihaplarını önler.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* İdrar yollarında oluşan hastalıkları giderir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Bağırsak kurtlarını düşürür.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Birçok prostat ilacının bileşiminde kabak çekirdeği bulunmaktadır.

 TUZLU FISTIK FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Cinsel arzuyu artırır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Zihinsel ve bedensel yorgunluğu alır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Böbrek ve safrakesesi ağrılarını hafifletir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Göğsü yumuşatır, öksürük söktürür.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Yalnız olarak yenmeli, portakal, elma, armut gibi meyve veya sebzelerle tüketilmemelidir.

 ANTEP FISTIĞI FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Günde 10-12 adet yenilen iç antepfıstığı,vücudun günlük yağ ihtiyacını karşılayabilmektedir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* 100 g antepfıstığı vücudun günlük protein,vitamin B1 ve fosfor ihtiyacının %35``ini karşılayabilmektedir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kandaki kolesterol seviyesini düşürür. Kroner kalp hastalığının riskini azaltır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Antepfıstığı şeker hastalığında (Diabete Mellitus)kullanılabilir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* İnce bağırsakta glikoz emilimini azaltır ve kan şekerinin yükselmesini önler.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Antep fıstığı nekahet dönemlerinde de vücudun dostudur. Bir terkip içinde veya tek başına tüketilen fıstık, nekahet dönemin rahat ve kısa sürmesini sağlar, bünyeyi dirençli hale getirir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Akciğer için iyi bir iltihap temizleyicidir. Göğsü yumuşatır, ağrılarını hafifletir, öksürüğün geçmesine yardımcı olur.

KAJU FISTIK FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Çinko içerdiğinden gribe karşı koruyucu etkisi vardır, bağışıklık sistemini güçlendirir, büyüme ve gelişmeyi olumlu etkiler.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* İçerdiği minerallerden magnezyum (276 mg/100 gr) kemik ve sinir dokusunu besler, kasların çalışmasını düzenler, kalp atışlarını düzenler.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kansızlığın önemli rahatsızlıklara yol açtığı hamile ve çocuklarda D vitamini içeriği ile eksikliği giderir, kemikleri ve bağışıklık sistemini güçlendirir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Özellikle gebelikte takviyesi gereken demir (6,43 mg/100 gr) mineralini içerir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* İçerdiği selenyum ile vücudu çeşitli hastalıklardan korur,şeker hastalığının gelişimini engeller,kansere karşı direnci arttırır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* İçerisinde bulunan potasyum tansiyon düşürücü özelliğe sahiptir. Kalp yetmezliği, böbrek hastalıkları, hepatit ve siroz tedavisinde olumlu etkiler gösterir.

 FINDIK İÇİ FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Cildi güzelleştirir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Varis tedavisinde faydalıdır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Enerji verici ve besleyicidir. Cinsel gücü artırır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Güç ve dikkat gerektiren durumlarda yararlıdır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Böbrekteki kum ve taşları döker, böbrek rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Vücutta artık madde bırakmadan protein verir ve vücudun normal çalışmasına, zayıf düşmemesine yardımcı olur.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Gelişme çağındaki çocukların gelişmelerini daha iyi sağlamak için fındık verilmelidir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Yüksek tansiyondan prostata, kalp şikâyetinden menopoz dönemi sorunlarına kadar birçok rahatsızlıkta fındık vücudu güçlendirici ve sağlığımızı koruyucu bir görev üstlenir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Yapılan pek çok araştırma, fındığın kolesterolü düşürdüğünü ve kalp krizi riskini azalttığını, içerdiği yüksek kalsiyum sayesinde kemikleri ve dişleri güçlendirdiğini, cinsiyet hormonlarını geliştirdiğini ve günlük yaşamda enerji verdiğini ortaya koyuyor.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Her gün sadece 25-30 gr fındık yemek, günlük E vitamini ihtiyacının yüzde 100`ünü karşılıyor.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Son zamanlarda yapılan araştırmalar gösteriyor ki, fındıkta bol miktarda bulunan beta-sitosterol maddesi, kolesterolü düşürmede ve kanser (kolon, prostat, göğüs) gibi pek çok hastalığı önlemede önemli bir rol oynayabiliyor. Bu husus, tümör büyümesini engelleme ve apoptosis uyarımı içinde geçerli.

 PATLATMALIK MISIR FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Mısır lifli bir besindir. Bu yüzden kan şekerinin daha dengeli yükselmesini sağlar ve kabızlığı önler, alınan posa miktarı artıkça koroner kalp hastalığı riski de azalır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* İçerdiği yüksek karbonhidrat miktarı sayesinde enerjinize enerji katar.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Mısırda protein, kalsiyum, demir , fosfor, A ve B2 vitaminleri bulunur.

 BADEM FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Sinirleri güçlendirir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Göğüs hastalıklarını önler.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Beden ve zihin yorgunluğunu giderir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Hamilelerin sütünü artırır ve bebeklerin gelişimine yardımcı olur.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Böbrek ve idrar yolları iltihaplarını iyileştirir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Badem yağı ayrıca müsil olarak da kullanılır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kolestrolü düşürür. Kalp krizi riskini azaltır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Her gün 42 gr badem veya fındık tüketimi kalp hastalığı riskini azaltmaktadır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kan şekeri düzeyini ayarlar; kansere yakalanma riskini azaltır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Cinsel güçsüzlüğe karşı etkilidir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Bedenin ve zihnin yorgunluğunu giderir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Baş ağrısı, karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir.

 LEBLEBİ FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Anne sütünü artırır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Asit fazlasını alır, mideyi rahatlatır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Neredeyse yok denecek kadar az yağ içerir ve içinde bulunan yağlar vücuda yararlıdır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Tokluk hissi verir. Bu sebeple diyet yapanlar için kilo kaybına yardımcıdır.

 BEYAZ LEBLEBİ FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Neredeyse yok denecek kadar az yağ içerir ve içinde bulunan yağlar vücuda yararlıdır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Tokluk hissi verir. Bu sebeple diyet yapanlar için kilo kaybına yardımcıdır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Asit fazlasını alır, mideyi rahatlatır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Anne sütünü artırır.

 CEVİZ FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kanda kolesterolün yükselmesini önler.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Beynin çalışmasını güçlendirir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Çocukların okul performansları ve hatırlama yetileri arttırmak için gereklidir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* İçerdiği fosfor ve kalsiyum zihni yorgunluğu giderir, kemik ve dişleri güçlendirir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Bağışıklık sistemini güçlendirir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* İyi bir antioksidan kaynağı olması sebebiyle kanserle savaşta önemli rolü vardır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Ceviz yenmesi, kalp sağlığının korunmasına yardımcı olur: Cevizin içerdiği doymamış yağlardaki linoleik asit, kolesterol düzeyini düşürür. Ayrıca içerdiği alfalinoleik asit ile omega 3 yağ asitleri, damar tıkanmalarını önler. Yapılan araştırmalar, düzenli ceviz yiyen kişilerde koroner damar hastalıklarına yakalanma riskinin önemli oranda azaldığını göstermektedir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kansızlığı önler.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Şeker hastalıklarında kap hastalığı riskini düşürür.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıklara karşı koruyucudur.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Mide gazını ve sindirim bozukluklarını giderir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kırmızı kan hücrelerinin biçimlenmesine,akciğerlerden dokulara oksijen taşınmasına yardımcı olan ve kansızlığı önleyen
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Potasyum açısından oldukça zengindir. Potasyum, sinirlerin uyarımı ve kas dokusunun çalışması için gereklidir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Safra kesesi taşı oluşumunu engellediği saptanmıştır.

 KURU İNCİR FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kansere karşı vücudun bağışıklık sistemini güçlendirir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Hamilelerde ve çocuklarda kemik gelişimini sağlar.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Yaşlılarda kemik erimesini önler.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* İçerdiği protein ile hücreleri tamir eder ve yeniler.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Zengin demir minerali ile kanı güçlendirir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kemik hastalıklarında ve gelişim bozukluklarında olumlu etkileri gözlemlenmiştir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Pektik maddelerin kaynağı olmasından dolayı, bağırsaklarda toksik maddelerin atılması, kandaki kolesterol düzeyinin düşürülmesi, şeker hastalıklarında kan şekerinin hızla yükselmesini önler.

 KURU HURMA FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Hurma, zihni ve bedeni gelişmeyi sağlar.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kansere karşı koruyucudur, öksürüğü keser, boğaz ağrısını, bronşiti ve soğuk algınlığını giderir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kemik hastalıklarında faydası ise yadsınamaz.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Mineraller açısından oldukça zengindir. İçeriğinde kalsiyum. potasyum. demir, B vitamini bulunmaktadır.

 KURU KAYISI FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Beynin düzenli çalışmasını sağlar, stresi azaltır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Karaciğerin tahrip olan kısmının tamirini yapar.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kemiklerin düzgün ve sağlam olmasında önemli rol oynar.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kan yapımını artırarak, kansızlığa engel olur.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Mide ve on iki parmak bağırsağı ülserinin meydana gelmesine engel olur, meydana gelmiş ülserlerin iyileşmesinde rol oynar.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Böbreklerde taş oluşumu riskini azaltır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Üreme sistemi üzerinde önemli rolü bulunup, cinsel gücü artırmaktadır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kansere karşı koruyucu bir etkiye sahiptir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Dişlerin daha sağlam ve kuvvetli olmasında önemli rol oynar.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kalp kaslarını kuvvetlendirir ve daha düzenli çalışmasını sağlar.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Potasyum oranı yüksek olması nedeniyle kalp yetmezliği,böbrek hastalıkları,hepatit ve siroz tedavisinde olumlu etkiler gösterir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Saf karbonhidrat içerdiğinden hazır enerji kaynağıdır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Ciltteki pürüzleri gidererek daha düzgün ve canlı görünüm sağlar.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kayısı A,B,C vitaminleri, protein, bol miktarda şeker ve madensel tuzlar içeren bir meyvedir. İştah açar, kan yapar, bedensel ve ruhsal yorgunlukları alır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Sinirleri güçlendirir, uyku verir, kabızlığa iyi gelir.

 KURU ÜZÜM FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Üzüm ürünlerindeki demir, kalsiyum ve potasyum minerallerinin, kemik gelişimi yanında kansızlığı, halsizliği, zayıflığı ve ishali tedavi edici özelliği bulunmaktadır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kilo almak isteyen de rejim yapmak isteyen de üzüm yemelidir çünkü enerji verir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Protein ve karbonhidrat kaynağıdır. A,B1,B2,B6, C vitaminleri ile fosfat, kalsiyum, demir, fosforik asit, organik asitler, formik asit minerallerini içerir. Günlük kalsiyumun 1/5&#8217;ini ve demirin ise 1/3&#8217;ünü karşılar. Mineraller halsizliği, kansızlığı, ishali ve zayıflığı tedavi eder.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Karaciğer zafiyetine, öksürüğe, bronşite iyi gelir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Unutkanlığı azaltıcı etkileri olduğu gölemlenmiştir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Diş çürümelerini engeller.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Üzümde %20 oranında direk olarak kana karışan şeker vardır. Bu özelliği ile bedenen ve zihnen çalışanlar için iyi bir gıdadır.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Gıda şekli anne sütüne benzer. Üzümdeki bol demir kan yapar.

 TÜRK KAHVESİ FAYDALARI

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kahvenin içerdiği kafein maddesi, sinir sistemini uyarıp zihinsel aktiviteyi güçlendirir.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Uyuşukluğu giderip enerji verir ve uyanık kalmayı sağlar.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Yapılan araştırmalar günde 6 fincan kahve içen 55 yaşındaki bir kişinin düşünme potansiyelinin içmeyenlere oranla 6 kat daha fazla olduğunu gösteriyor.

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; .&nbsp;&nbsp;Ayrıca kahve içenlerde içmeyenlere nazaran daha az diş çürüğünün olması,&nbsp;&nbsp;bir başka&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; dikkat çekici araştırma sonucu.

&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kahve içtikten sonra organizmada ani değişiklikler oluyor. Tüm vücut ani bir enerji akımı ile doluyor. Bu enerji çocuklarda 3, yetişkinlerde ise 5-7 saat sonra azalmaya başlıyor. Tüm bu olumlu yönlerine rağmen kahveyi çok fazla tüketmemekte fayda var.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Araştırmalar günde iki fincan kahvenin kolon kanseri riskini yüzde 25, safra kesesinde taş riskini yüze 45 azalttığını gösteriyor. Ancak kahvenin çok fazla tüketilmesi yüksek.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kanser riskini azaltıyor: Norveç&#8217;te yapılan bir araştırma ,meyve ve sebzeden bile daha çok antioksidan içerdiğini ortaya koymuştur.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Kanser riskini azaltıyor: Norveç&#8217;te yapılan bir araştırma ,meyve ve sebzeden bile daha çok antioksidan içerdiğini ortaya koymuştur.
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* Alzheimer&#8217;i önlüyor Portekiz&#8217;de 2002 yılında yapılan araştırmaya göre kafein beyni zinde tutuyor.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bebekler İçin Bitkisel Gaz Giderici Çay]]></title>
			<link>http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15528</link>
			<pubDate>Tue, 31 Jan 2012 15:23:09 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15528</guid>
			<description><![CDATA[Bebeğiniz hazımsızlık sorunumu çekiyor gazını çıkaramıyor mu? Kısa bir zaman içersinde hazırlayacağınız bu çay sayesinde bebeğinizi rahatlatabilirisiniz. Bebelerinizi emzirdikten sonra veya karnı tokken gaz problemi yüzünden uyuyamazlar bu sayede bebekleriniz daha rahat ve huzurlu uyuduğunu göreceksiniz.

Malzemeler : 1 adet ayva - 1 çorba kaşığı ıhlamur - 1 adet karanfil - 2 su bardağı su

Yapılışı :&nbsp;&nbsp; 

1.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Ayvanın çekirdek yuvasını çıkartın

2.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Ihlamuru ve karanfili yıkayın. Bir cezveye ayvayı, ıhlamuru, karanfili ve suyu koyup bir taşım kaynatın.

3.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Sonrasında ıhlamurun ılınmasını bekleyin ve süzüp bebeğinize içirin.

4.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Bebeğinize vereceğiniz bu çay aynı zamanda iyi bir gaz gidericidir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bebeğiniz hazımsızlık sorunumu çekiyor gazını çıkaramıyor mu? Kısa bir zaman içersinde hazırlayacağınız bu çay sayesinde bebeğinizi rahatlatabilirisiniz. Bebelerinizi emzirdikten sonra veya karnı tokken gaz problemi yüzünden uyuyamazlar bu sayede bebekleriniz daha rahat ve huzurlu uyuduğunu göreceksiniz.

Malzemeler : 1 adet ayva - 1 çorba kaşığı ıhlamur - 1 adet karanfil - 2 su bardağı su

Yapılışı :&nbsp;&nbsp; 

1.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Ayvanın çekirdek yuvasını çıkartın

2.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Ihlamuru ve karanfili yıkayın. Bir cezveye ayvayı, ıhlamuru, karanfili ve suyu koyup bir taşım kaynatın.

3.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Sonrasında ıhlamurun ılınmasını bekleyin ve süzüp bebeğinize içirin.

4.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Bebeğinize vereceğiniz bu çay aynı zamanda iyi bir gaz gidericidir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Lohusa Şerbeti Nasıl Yapılır? - Lohusa Şerbeti Tarifi]]></title>
			<link>http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15527</link>
			<pubDate>Tue, 31 Jan 2012 15:15:05 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15527</guid>
			<description><![CDATA[Lohusa Şerbeti
Lohusa şekerinin süt yapma özelliğine sahip olduğu bilinmektedir. Bu nedenle tarihimizden gelen bir adettir doğum yapan bayanların bebeklerini görmeye gelen misafirlerine ikram edilir. Nasıl yapıldığınız bilmeyenlerdenseniz işte tarifi;

Malzemeler : 200 gr lohusa şekeri - 2,5 su bardağı toz şeker - 14-15 adet karanfil  - 4 adet uzun çubuk tarçın - 2 lt su

Yapılışı :
1.    Bütün malzemeleri derin bir tencereye koyarak 30-35 dk kadar kaynatın. Tülbentle ya da ince tel süzgeçle süzün.

2.    Ardından servis yapacağınız şişelere doldurun ve sıcak veya soğuk olarak servis yapın. 

Afiyet Olsun.

Not: Sıcak servis yaparken fincanın üzerine dövülmüş ceviz veya kavrulmuş çam fıstığı kullanabilirsiniz.

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Lohusa Şerbeti
Lohusa şekerinin süt yapma özelliğine sahip olduğu bilinmektedir. Bu nedenle tarihimizden gelen bir adettir doğum yapan bayanların bebeklerini görmeye gelen misafirlerine ikram edilir. Nasıl yapıldığınız bilmeyenlerdenseniz işte tarifi;

Malzemeler : 200 gr lohusa şekeri - 2,5 su bardağı toz şeker - 14-15 adet karanfil  - 4 adet uzun çubuk tarçın - 2 lt su

Yapılışı :
1.    Bütün malzemeleri derin bir tencereye koyarak 30-35 dk kadar kaynatın. Tülbentle ya da ince tel süzgeçle süzün.

2.    Ardından servis yapacağınız şişelere doldurun ve sıcak veya soğuk olarak servis yapın. 

Afiyet Olsun.

Not: Sıcak servis yaparken fincanın üzerine dövülmüş ceviz veya kavrulmuş çam fıstığı kullanabilirsiniz.

]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[www.googleartproject.com]]></title>
			<link>http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15526</link>
			<pubDate>Tue, 31 Jan 2012 15:09:47 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15526</guid>
			<description><![CDATA[Google, yeni hizmetiyle dünyanın en önemli müzelerini tüm ayrıntılarıyla internet kullanıcılarına sunuyor. Google Art Project

adıyla faaliyete giren projede, 17 müzeyi içerisindeki eserlerle birlikte görme imkanına sahipsiniz. Google Earth hizmeti ile dünyanın

dış yüzeyini internet ortamına aktarmayı başaran Google, bu hizmet ile binaların içine kadar girebileceğini bizlere gösteriyor.

 

Google Art Project sitesini ziyaret etmek için

 

Enter to google art prj and visit&nbsp;&nbsp;17 museums around the world

 

http://www.googleartproject.com/]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Google, yeni hizmetiyle dünyanın en önemli müzelerini tüm ayrıntılarıyla internet kullanıcılarına sunuyor. Google Art Project

adıyla faaliyete giren projede, 17 müzeyi içerisindeki eserlerle birlikte görme imkanına sahipsiniz. Google Earth hizmeti ile dünyanın

dış yüzeyini internet ortamına aktarmayı başaran Google, bu hizmet ile binaların içine kadar girebileceğini bizlere gösteriyor.

 

Google Art Project sitesini ziyaret etmek için

 

Enter to google art prj and visit&nbsp;&nbsp;17 museums around the world

 

http://www.googleartproject.com/]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Amerika'nın son alışveriş trendi: Alışveriş yapmamak!]]></title>
			<link>http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15525</link>
			<pubDate>Tue, 31 Jan 2012 15:07:57 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15525</guid>
			<description><![CDATA[Amerika'nın son alışveriş trendi: Alışveriş yapmamak!

Hatta eldeki mallardan da kurtulup, hayatı sadeleştirmek! Kriz sonrası, çalışanlar, gelirlerinin daha büyük bir bölümünü harcamayıp biriktirmeye başlayınca, ABD'li üreticilerin etekleri tutuşmuş! Şu ara yapılan çoğu tüketici araştırmaları "Bu adamlar ne satın alırlarsa mutlu olurlar?" la ilgili.
Ortaya çıkmış ki bir servis almak, mal almaktan daha faydalı insan doğasına.
Yani bir ayakkabı yerine kutu oyunu, pahalı bir çanta yerine spor salonu üyeliği, araba yerine seyahat, ruj yerine sinema bileti, insanları daha mutlu ediyor! Bir tecrübe satın almak, kişiye daha yoğun ve uzun süreli bir tatmin sağlıyor. Üstelik 'Mal edinmenin mutluluk getirmediğini öğrenen 'dünyanın en çok satın alan halkı', kocaman otomobillerini, dört oda bir salon evlerini, 48 parçalık yemek takımlarını, doğrayan parçalayan karıştıran onlarca mutfak aletlerini satıp, ayrı bir oda haline gelmiş gardıroplar dolusu giysilerini fakirlere bağışlayıp hayatlarını sadeleştiriyor. Bazı aileler 40 metrekare bir evde, dört tabak, dört bardakla ve işe bisikletle gidip gelerek yaşamanın onları hiç olmadıkları kadar mesut ettiğini iddia ediyor. Bu esnada biriktirdikleri parayı yoga derslerine ve tatillere harcıyorlar.

YÜZ EŞYAYLA YAŞAMAYA DAVET!
Bir internet sitesi, tüketicileri sadece ve sadece 100 adet kişisel eşyayla yaşamaya davet ediyor! Yani kıyafet, kozmetik, ayakkabı, kitap, kalem, her şey toplam 100 parça edecek. Sitenin çağrısı büyük ilgi görüyor ve internet kullanıcılarından hatırı sayılır sayıda bir grup, kişisel eşyalarını hayır derneklerine bağışlayıp hayatlarındaki kalabalıktan kurtuluyor.
Hikâye, psikologlara göre şu: İnsanlar, iyi ya da berbat, yaşamlarındaki tüm değişikliklere çabucak alışıyor ve doğalarında var olan sabit mutluluk seviyesine bir an önce ulaşmaya çalışıyorlar.
Ebeveynlerinden birini kaybeden bir insanın bir süre sonra eski mutluluk ve neşesine kavuşması da bu yüzden, yalı alanın birkaç yıl sonra yalıda oturmayı kanıksayıp eskisi kadar 'mutsuz' olması da! Yani para mutluluk getirmiyor denemez ama parayla satın alınan mallar mutluluk getirmiyor! Şan dersleri, seyahatler, piknikler, tiyatro oyunları filansa başka! Farklı tecrübeler hayatı zenginleştirip memnuniyeti yükseltiyor! Los Angeles&#8217;lı filmci Roko Belic dünyayı dolaşıp *Happy * (*Mutlu*) isimli bir belgesel üzerinde çalışıyor.
New York Times gazetesinin haberine göre San Fransisco'nun kalburüstü semtlerinden birindeki evini bırakıp, hayatını tamamen değiştirip, Malibu plajında bir karavana taşınmış! Haftada üç dört gün sörf yapabildiği için şu anda ufacık karavanda çok daha mutlu bir hayat yaşadığını anlatmış.

AVUCUNUZU AÇMAYI DENEDİNİZ Mİ?
Asya'da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır: Bir Hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı büyüklüktedir. Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz. Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner, ama kaçamaz. Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yoktur. Onu sadece, kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey, elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.
Bizleri de tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Tüm yapmamız gereken; elimizi açıp benliğimizi, bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür olmaktır! Bu örnekle benzeştirirsek; ben, sahip olduğumuzu düşündüğümüz her şeyin bizim için birer tuzak olduğunu fark etmediğimizi düşünüyorum:

&#8212; Çoğunlukla konuşmaktan fazla bir özelliğini kullanmadığımız son model cep telefonlarına sahip olmak,
&#8212; Ortalama 15 m2´sini kullandığımız ama kullandığımız alandan 10&#8211;20 kat büyük evlere sahip olmak,
&#8212; Belki bir kez giydikten sonra çok uzun sure dolabımızın bir köşesinde unuttuğumuz günün modasına uygun giysilere sahip olmak,
&#8212; Okumadığımız kitaplara sahip olmak,
&#8212;Asla kadranın gösterdiği sürate ulaşamayacağımız en süratli arabaya sahip olmak,
&#8212; Bize günde 3&#8211;5 kez zamanı, başkalarına sürekli zenginliğimizi gösteren kol saatlerine sahip olmak,
&#8212; Vakit bulup gidilemeyen, gidilse bile dinlendirmekten çok uzak; tabiri caizse yorgunluktan haşatımızı çıkaracak deniz kenarına yakın bir yazlık, bir dinlence evine sahip olmak,
&#8212; Vaktimize, nakdimize, aklımıza, çenemize zarar verse bile bir futbol takımı taraftarlığına sahip olmak,
&#8212; Oturmadığımız koltuk takımları, izlemediğimiz dev ekran televizyonlar; kullanmadığımız, faydalanmadığımız daha nelere sahip olmak&#8230; Ya da sahip olduğumuzu sanmak&#8230;
&#8212; Sadece çevre olsun diye bulunduğumuz ortamlar ve arkadaşlıklar!

O maymun gibi; avucumuzda tuttuğumuz sürece (faydalanamasak bile) sahip olduğumuzu sanmıyor muyuz? Ve ancak parmaklarımızı gevşetip bunlardan vazgeçtiğimiz zaman gerçekten özgür olup tüm yeteneklerimizi kullanabilir hale gelmeyecek miyiz?
Aslında biz bu dünyaya sahip olmaya değil, şahit olmaya gelmişiz. Ah bunu bir anlayabilsek...

Doç. Dr. Erol ERÇAĞ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Amerika'nın son alışveriş trendi: Alışveriş yapmamak!

Hatta eldeki mallardan da kurtulup, hayatı sadeleştirmek! Kriz sonrası, çalışanlar, gelirlerinin daha büyük bir bölümünü harcamayıp biriktirmeye başlayınca, ABD'li üreticilerin etekleri tutuşmuş! Şu ara yapılan çoğu tüketici araştırmaları "Bu adamlar ne satın alırlarsa mutlu olurlar?" la ilgili.
Ortaya çıkmış ki bir servis almak, mal almaktan daha faydalı insan doğasına.
Yani bir ayakkabı yerine kutu oyunu, pahalı bir çanta yerine spor salonu üyeliği, araba yerine seyahat, ruj yerine sinema bileti, insanları daha mutlu ediyor! Bir tecrübe satın almak, kişiye daha yoğun ve uzun süreli bir tatmin sağlıyor. Üstelik 'Mal edinmenin mutluluk getirmediğini öğrenen 'dünyanın en çok satın alan halkı', kocaman otomobillerini, dört oda bir salon evlerini, 48 parçalık yemek takımlarını, doğrayan parçalayan karıştıran onlarca mutfak aletlerini satıp, ayrı bir oda haline gelmiş gardıroplar dolusu giysilerini fakirlere bağışlayıp hayatlarını sadeleştiriyor. Bazı aileler 40 metrekare bir evde, dört tabak, dört bardakla ve işe bisikletle gidip gelerek yaşamanın onları hiç olmadıkları kadar mesut ettiğini iddia ediyor. Bu esnada biriktirdikleri parayı yoga derslerine ve tatillere harcıyorlar.

YÜZ EŞYAYLA YAŞAMAYA DAVET!
Bir internet sitesi, tüketicileri sadece ve sadece 100 adet kişisel eşyayla yaşamaya davet ediyor! Yani kıyafet, kozmetik, ayakkabı, kitap, kalem, her şey toplam 100 parça edecek. Sitenin çağrısı büyük ilgi görüyor ve internet kullanıcılarından hatırı sayılır sayıda bir grup, kişisel eşyalarını hayır derneklerine bağışlayıp hayatlarındaki kalabalıktan kurtuluyor.
Hikâye, psikologlara göre şu: İnsanlar, iyi ya da berbat, yaşamlarındaki tüm değişikliklere çabucak alışıyor ve doğalarında var olan sabit mutluluk seviyesine bir an önce ulaşmaya çalışıyorlar.
Ebeveynlerinden birini kaybeden bir insanın bir süre sonra eski mutluluk ve neşesine kavuşması da bu yüzden, yalı alanın birkaç yıl sonra yalıda oturmayı kanıksayıp eskisi kadar 'mutsuz' olması da! Yani para mutluluk getirmiyor denemez ama parayla satın alınan mallar mutluluk getirmiyor! Şan dersleri, seyahatler, piknikler, tiyatro oyunları filansa başka! Farklı tecrübeler hayatı zenginleştirip memnuniyeti yükseltiyor! Los Angeles&#8217;lı filmci Roko Belic dünyayı dolaşıp *Happy * (*Mutlu*) isimli bir belgesel üzerinde çalışıyor.
New York Times gazetesinin haberine göre San Fransisco'nun kalburüstü semtlerinden birindeki evini bırakıp, hayatını tamamen değiştirip, Malibu plajında bir karavana taşınmış! Haftada üç dört gün sörf yapabildiği için şu anda ufacık karavanda çok daha mutlu bir hayat yaşadığını anlatmış.

AVUCUNUZU AÇMAYI DENEDİNİZ Mİ?
Asya'da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır: Bir Hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı büyüklüktedir. Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz. Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner, ama kaçamaz. Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yoktur. Onu sadece, kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey, elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.
Bizleri de tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Tüm yapmamız gereken; elimizi açıp benliğimizi, bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür olmaktır! Bu örnekle benzeştirirsek; ben, sahip olduğumuzu düşündüğümüz her şeyin bizim için birer tuzak olduğunu fark etmediğimizi düşünüyorum:

&#8212; Çoğunlukla konuşmaktan fazla bir özelliğini kullanmadığımız son model cep telefonlarına sahip olmak,
&#8212; Ortalama 15 m2´sini kullandığımız ama kullandığımız alandan 10&#8211;20 kat büyük evlere sahip olmak,
&#8212; Belki bir kez giydikten sonra çok uzun sure dolabımızın bir köşesinde unuttuğumuz günün modasına uygun giysilere sahip olmak,
&#8212; Okumadığımız kitaplara sahip olmak,
&#8212;Asla kadranın gösterdiği sürate ulaşamayacağımız en süratli arabaya sahip olmak,
&#8212; Bize günde 3&#8211;5 kez zamanı, başkalarına sürekli zenginliğimizi gösteren kol saatlerine sahip olmak,
&#8212; Vakit bulup gidilemeyen, gidilse bile dinlendirmekten çok uzak; tabiri caizse yorgunluktan haşatımızı çıkaracak deniz kenarına yakın bir yazlık, bir dinlence evine sahip olmak,
&#8212; Vaktimize, nakdimize, aklımıza, çenemize zarar verse bile bir futbol takımı taraftarlığına sahip olmak,
&#8212; Oturmadığımız koltuk takımları, izlemediğimiz dev ekran televizyonlar; kullanmadığımız, faydalanmadığımız daha nelere sahip olmak&#8230; Ya da sahip olduğumuzu sanmak&#8230;
&#8212; Sadece çevre olsun diye bulunduğumuz ortamlar ve arkadaşlıklar!

O maymun gibi; avucumuzda tuttuğumuz sürece (faydalanamasak bile) sahip olduğumuzu sanmıyor muyuz? Ve ancak parmaklarımızı gevşetip bunlardan vazgeçtiğimiz zaman gerçekten özgür olup tüm yeteneklerimizi kullanabilir hale gelmeyecek miyiz?
Aslında biz bu dünyaya sahip olmaya değil, şahit olmaya gelmişiz. Ah bunu bir anlayabilsek...

Doç. Dr. Erol ERÇAĞ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yılmaz Özdil: Kanguru]]></title>
			<link>http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15524</link>
			<pubDate>Fri, 27 Jan 2012 19:19:11 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15524</guid>
			<description><![CDATA[Yılmaz Özdil: Kanguru

Yılmaz Özdil
25 Ocak 2012

İstediğin kadar bağır, istediğin kadar küfür et… Nicholas istedi, Valerie önerdi, sırasıyla Jacques, Sebastian, Patrick, Jean Pierre, Philippe, Isabelle, Nathalie filan konuştu, Ayşe'yle Mehmet'in soykırım yok demesi suç oldu… Kabaca özeti budur. *
Çünkü…
*
Avustralya kıtasını tesadüfen keşfeden James Cook'un tayfası, karaya ayak basar basmaz, Aborijin yerlileriyle karşılaşır. Tayfalar, Aborijince bilmiyor. Yerliler, İngilizce'den bi haber… İncik boncuk takas ederler, el kol işaretleriyle muhabbet etmeye çalışırlar.
*
Tayfalar o sırada bakar ki…
Tuhaf bi yaratık var.
Hoplayıp zıplıyor.
Hiç görmemişler o güne kadar.
Parmakla gösterip, sorarlar:
Bunun adı ne?
Yerliler cevap verir:
Kanguru.
*
Aradan yıllar geçer…
Karşılıklı lisanlar öğrenilir ve anlaşılır ki, kanguru Aborijince'de bilmiyorum demek!
*
Soykırım, kangurudur.
*
Körler sağırlar birbirini ağırların…
Nesilden nesle aktarılan yanlış bilginin sıfatı.
*
Memlekette sanki cami yokmuş gibi, okullara mescit açarlar ama… Arapça'yı monte ettikleri müfredata 1915 gerçeğini koymazlar… Tehcir nedir? Katolik ve Protestan Ermenileri neden göç ettirilmedi? Sırtımızdan hançerlendiğimizde, Çanakkale'de balık mı avlıyorduk? Asala nerede kuruldu, hangi ülkeler eğitti, kaç diplomatımızı hangi ülkelerde katletti? EOKA'yı bitirdiğimiz sene Asala'nın kurulması, Asala'yı vurduğumuz sene PKK'nın ilk kez vurması tesadüf müdür? Soykırımsa bu, en başta Fransa, niye Lahey Adalet Divanı'na gitmiyor? Çoluk çocuk binlerce Ermeni'nin öldüğü kesin…
Çoluk çocuk kaç Türk öldürüldü?
*
Öğretmezler.
*
Tek başına mücadele eden… Sözde soykırım iddiasını ABD, Rus, İngiliz belgeleriyle çatır çatır çürüten Türk Tarih Kurumu eski Başkanı Profesör Yusuf Halaçoğlu, yüce (!) Türk basını tarafından neden linç edildi? Bizzat kendi hükümetimiz tarafından neden görevden alındı?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yılmaz Özdil: Kanguru

Yılmaz Özdil
25 Ocak 2012

İstediğin kadar bağır, istediğin kadar küfür et… Nicholas istedi, Valerie önerdi, sırasıyla Jacques, Sebastian, Patrick, Jean Pierre, Philippe, Isabelle, Nathalie filan konuştu, Ayşe'yle Mehmet'in soykırım yok demesi suç oldu… Kabaca özeti budur. *
Çünkü…
*
Avustralya kıtasını tesadüfen keşfeden James Cook'un tayfası, karaya ayak basar basmaz, Aborijin yerlileriyle karşılaşır. Tayfalar, Aborijince bilmiyor. Yerliler, İngilizce'den bi haber… İncik boncuk takas ederler, el kol işaretleriyle muhabbet etmeye çalışırlar.
*
Tayfalar o sırada bakar ki…
Tuhaf bi yaratık var.
Hoplayıp zıplıyor.
Hiç görmemişler o güne kadar.
Parmakla gösterip, sorarlar:
Bunun adı ne?
Yerliler cevap verir:
Kanguru.
*
Aradan yıllar geçer…
Karşılıklı lisanlar öğrenilir ve anlaşılır ki, kanguru Aborijince'de bilmiyorum demek!
*
Soykırım, kangurudur.
*
Körler sağırlar birbirini ağırların…
Nesilden nesle aktarılan yanlış bilginin sıfatı.
*
Memlekette sanki cami yokmuş gibi, okullara mescit açarlar ama… Arapça'yı monte ettikleri müfredata 1915 gerçeğini koymazlar… Tehcir nedir? Katolik ve Protestan Ermenileri neden göç ettirilmedi? Sırtımızdan hançerlendiğimizde, Çanakkale'de balık mı avlıyorduk? Asala nerede kuruldu, hangi ülkeler eğitti, kaç diplomatımızı hangi ülkelerde katletti? EOKA'yı bitirdiğimiz sene Asala'nın kurulması, Asala'yı vurduğumuz sene PKK'nın ilk kez vurması tesadüf müdür? Soykırımsa bu, en başta Fransa, niye Lahey Adalet Divanı'na gitmiyor? Çoluk çocuk binlerce Ermeni'nin öldüğü kesin…
Çoluk çocuk kaç Türk öldürüldü?
*
Öğretmezler.
*
Tek başına mücadele eden… Sözde soykırım iddiasını ABD, Rus, İngiliz belgeleriyle çatır çatır çürüten Türk Tarih Kurumu eski Başkanı Profesör Yusuf Halaçoğlu, yüce (!) Türk basını tarafından neden linç edildi? Bizzat kendi hükümetimiz tarafından neden görevden alındı?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yılmaz Özdil - Korkma Sönmez]]></title>
			<link>http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15523</link>
			<pubDate>Fri, 27 Jan 2012 19:18:26 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15523</guid>
			<description><![CDATA[Yılmaz Özdil
26 Ocak 2012
Korkma sönmez

Fransız Senatosu önünde biriken Ermeniler, Fransız milli marşını okuyup, kendi kendilerini alkışladılar.
Caddenin karşı tarafındaki Türkler İstiklal Marşı'nı okuyunca da, yuhaladılar.
Halbuki.
Tarlalarımızı saf olmayan düşman kanıyla sulayalım filan diyen Fransız milli marşının, her dizesi yabancı nefreti fışkırıp, ırkçı sözlerden oluşurken… Islıklayıp, yuhaladıkları İstiklal Marşımızın orkestrasyonunu yapan kişi, Ermeni.
Edgar Manas.
1875, İstanbul'da doğdu.
1964, İstanbul'da vefat etti.
İtalya'da eğitim aldığı halde, Türkiye'ye döndü. Tehcir sırasında… Sonradan adı İstanbul Belediye Konservatuvarı olan Darü'l Elhan'da piyano dersi veriyordu. 1923'te Cumhuriyet kurulur kurulmaz, Türkiye'nin ilk Kadınlar Korosunu kurdu, yönetmenliğini yaptı. 1933'e kadar Konservatuvarda piyano, armoni hocalığına devam etti, Ermenice ve
Türkçe eserlerini yazmaya kalksam, buraya sığmaz, en önemli ve en değerli imzasını İstiklal Marşımıza attı.
Fransızların mantığına göre…
Herhalde, sülale sülale soykırarken, unutmuşuz Edgar'ı!
Madem kese kese kuruttuk…
Hani soykırım a vicdansız diye sormanın en büyük kanıtı değil midir, bizzat Mustafa Kemal tarafından İstiklal Marşımızın emanet edildiği Edgar?
Diaspora'nın ne kadar sahtekâr, Sarkozy'nin ne kadar denyo
olduğunun kanıtı değil midir?
Ve, aynı zamanda…
İstiklal Marşı gibi örnek dururken;
ne mutlu Türküm diyene
diyebilen Edgar varken… Taaa
Cezayir'de şahit aramanın ne kadar anlamsız olduğunun kanıtı değil midir?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yılmaz Özdil
26 Ocak 2012
Korkma sönmez

Fransız Senatosu önünde biriken Ermeniler, Fransız milli marşını okuyup, kendi kendilerini alkışladılar.
Caddenin karşı tarafındaki Türkler İstiklal Marşı'nı okuyunca da, yuhaladılar.
Halbuki.
Tarlalarımızı saf olmayan düşman kanıyla sulayalım filan diyen Fransız milli marşının, her dizesi yabancı nefreti fışkırıp, ırkçı sözlerden oluşurken… Islıklayıp, yuhaladıkları İstiklal Marşımızın orkestrasyonunu yapan kişi, Ermeni.
Edgar Manas.
1875, İstanbul'da doğdu.
1964, İstanbul'da vefat etti.
İtalya'da eğitim aldığı halde, Türkiye'ye döndü. Tehcir sırasında… Sonradan adı İstanbul Belediye Konservatuvarı olan Darü'l Elhan'da piyano dersi veriyordu. 1923'te Cumhuriyet kurulur kurulmaz, Türkiye'nin ilk Kadınlar Korosunu kurdu, yönetmenliğini yaptı. 1933'e kadar Konservatuvarda piyano, armoni hocalığına devam etti, Ermenice ve
Türkçe eserlerini yazmaya kalksam, buraya sığmaz, en önemli ve en değerli imzasını İstiklal Marşımıza attı.
Fransızların mantığına göre…
Herhalde, sülale sülale soykırarken, unutmuşuz Edgar'ı!
Madem kese kese kuruttuk…
Hani soykırım a vicdansız diye sormanın en büyük kanıtı değil midir, bizzat Mustafa Kemal tarafından İstiklal Marşımızın emanet edildiği Edgar?
Diaspora'nın ne kadar sahtekâr, Sarkozy'nin ne kadar denyo
olduğunun kanıtı değil midir?
Ve, aynı zamanda…
İstiklal Marşı gibi örnek dururken;
ne mutlu Türküm diyene
diyebilen Edgar varken… Taaa
Cezayir'de şahit aramanın ne kadar anlamsız olduğunun kanıtı değil midir?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kahvenin Yararları Nelerdir? Kahvenin Zararları Nelerdir?]]></title>
			<link>http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15522</link>
			<pubDate>Fri, 27 Jan 2012 19:16:46 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15522</guid>
			<description><![CDATA[KAHVENİN FAYDALARI ve ZARARLARI

Kahve içmek pek çok kişi için büyük bir zevk ve vazgeçilmez bir alışkanlıktır. 
Ancak, zinde kalmak ve enerjimizi yüksek seviyede tutmak için hemen hemen her gün içtiğimiz kahvenin yararlarının yanında bir o kadar da ciddi zararları olduğunu unutmamak gerek.

 


Kahvenin Zararları

Yüksek tansiyon: 
Yapılan araştırmalara göre, düzenli olarak günde 4-5 bardak kahve içenlerin kan basınçları, yani tansiyonları hızla yükseliyor.

Kalp: 
Aşırı kahve tüketimi kalbin ritmini olumsuz yönde etkiliyor. Kahvenin içerdiği kafein fazla tüketildiğinde, kalpte ritim bozuklukları meydana gelebiliyor. Düzensiz kalp atışları ve kalp çarpıntısına neden olabiliyor. Bu nedenle özellikle kalp hastalarının sınırlı miktarda kahve içmeleri gerekiyor.

Mide: 
Kahve, ülseri tetikliyor ve midenin asit salgılamasını uyarıyor. Bu nedenle mide hastalarının günde 2 fincandan fazla kahve tüketmemeleri gerekiyor.

Şeker hastalığı: 
Yapılan araştırmalar, yemek zamanlarında yükselen kan şekeriyle birlikte tüketilen kahvenin şeker hastalığını olumsuz yönde etkilediğini ortaya koyuyortı. Uzmanlar şeker hastalarının da kahveyi sınırlı tüketmesini öneriyor.

Su kaybı: 
Uzmanların bir kısmı kahvenin vücutta sıvı kaybına neden olduğunu savunurken, bir kısmı da bu kaybın önemsiz derecede az olduğunu savunuyorlar. Fakat yine de ağır basan görüş diğer kafeinli içecekler gibi kahvenin de vücutta su kaybı yarattığı yönünde.

Doğurganlık: 
Günde üç fincan veya daha fazla kahve içmek, kadının doğurganlık oranını azaltıyor. Çünkü aşırı miktarda kafein tüketimi yumurtlamayı olumsuz etkiliyor. Yapılan araştırmalarda ise her gün düzenli olarak kahve içen erkeklerin içmeyenlere oranla daha güçlü spermleri olduğu kanıtlandı. Kafeinin spermin üzerinde uyarıcı etkisi olduğunu savunan uzmanlar, bunun merkezi sinir sisteminde de aynı etkiyi gösterdiğini iddia ediyorlar.

Hamilelik: 
Kafeinin anne karnındaki bebeğe zararlı olduğu biliniyor. Uzmanlar, hamile kadınların günlük kafein tüketme sınırlarının 300 mg ile sınıtlı kalması gerektiğini belirtiyor.

Kahvenin Faydaları

Kanser: 
Kahve, yeşil ve siyah çay gibi antioksidanlar içeriyor. Bu da kansere yol açan hücrelerin çoğalmasını engelliyor. Ayrıca, yapılan bir araştırmada, kahvenin ve egzersizin güneş ışınlarının neden olduğu cilt kanserinden koruduğu ortaya çıktı. Araştırmaya göre, fiziksel egzersizle birlikte ölçülü kahve tüketimi, güneşin ultraviyole B (UVB) ışınlarının yol açtığı kanserojen etkileri ortadan kaldırabiliyor.

Safra taşları: 
Kadın vücudu erkeğe kıyasla iki kat daha fazla safra taşı üretiyor. Günde dört bardak kahve içen kadınların içmeyenlere oranla yüzde 25 daha az safra taşından şikayet ettiği kanıtlandı.

Konsantrasyon:
 
Kahve konsantrasyona yardımcı oluyor. Yapılan araştırmalarda, okul çağındaki çocukların az miktarda kahve ile süt içtiklerinde sabahki derslerinde daha başarılı oldukları görülüyor.

Parkinson:
Yapılan bir araştırmada günde bir fincan kahve içen erkeklerin parkinson hastalığı riskinin yüzde 40&#8217;a varan oranlarda azaldığı ortaya çıkarıldı. Buna karşın, menopoz sonrası ostrojen terapisi gören kadınlarda kahve tüketimi Parkinson Hastalığı riskini artırıyor.

Karaciğer: 
Kahve tüketmek özellikle siroz yüzünden oluşan karaciğer kanseri riskinin azaltılmasına yardımcı oluyor. Düzenli kahve içenlerin siroz gibi karaciğer rahatsızlıklarından daha az şikayet ettiği görülüyor]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[KAHVENİN FAYDALARI ve ZARARLARI

Kahve içmek pek çok kişi için büyük bir zevk ve vazgeçilmez bir alışkanlıktır. 
Ancak, zinde kalmak ve enerjimizi yüksek seviyede tutmak için hemen hemen her gün içtiğimiz kahvenin yararlarının yanında bir o kadar da ciddi zararları olduğunu unutmamak gerek.

 


Kahvenin Zararları

Yüksek tansiyon: 
Yapılan araştırmalara göre, düzenli olarak günde 4-5 bardak kahve içenlerin kan basınçları, yani tansiyonları hızla yükseliyor.

Kalp: 
Aşırı kahve tüketimi kalbin ritmini olumsuz yönde etkiliyor. Kahvenin içerdiği kafein fazla tüketildiğinde, kalpte ritim bozuklukları meydana gelebiliyor. Düzensiz kalp atışları ve kalp çarpıntısına neden olabiliyor. Bu nedenle özellikle kalp hastalarının sınırlı miktarda kahve içmeleri gerekiyor.

Mide: 
Kahve, ülseri tetikliyor ve midenin asit salgılamasını uyarıyor. Bu nedenle mide hastalarının günde 2 fincandan fazla kahve tüketmemeleri gerekiyor.

Şeker hastalığı: 
Yapılan araştırmalar, yemek zamanlarında yükselen kan şekeriyle birlikte tüketilen kahvenin şeker hastalığını olumsuz yönde etkilediğini ortaya koyuyortı. Uzmanlar şeker hastalarının da kahveyi sınırlı tüketmesini öneriyor.

Su kaybı: 
Uzmanların bir kısmı kahvenin vücutta sıvı kaybına neden olduğunu savunurken, bir kısmı da bu kaybın önemsiz derecede az olduğunu savunuyorlar. Fakat yine de ağır basan görüş diğer kafeinli içecekler gibi kahvenin de vücutta su kaybı yarattığı yönünde.

Doğurganlık: 
Günde üç fincan veya daha fazla kahve içmek, kadının doğurganlık oranını azaltıyor. Çünkü aşırı miktarda kafein tüketimi yumurtlamayı olumsuz etkiliyor. Yapılan araştırmalarda ise her gün düzenli olarak kahve içen erkeklerin içmeyenlere oranla daha güçlü spermleri olduğu kanıtlandı. Kafeinin spermin üzerinde uyarıcı etkisi olduğunu savunan uzmanlar, bunun merkezi sinir sisteminde de aynı etkiyi gösterdiğini iddia ediyorlar.

Hamilelik: 
Kafeinin anne karnındaki bebeğe zararlı olduğu biliniyor. Uzmanlar, hamile kadınların günlük kafein tüketme sınırlarının 300 mg ile sınıtlı kalması gerektiğini belirtiyor.

Kahvenin Faydaları

Kanser: 
Kahve, yeşil ve siyah çay gibi antioksidanlar içeriyor. Bu da kansere yol açan hücrelerin çoğalmasını engelliyor. Ayrıca, yapılan bir araştırmada, kahvenin ve egzersizin güneş ışınlarının neden olduğu cilt kanserinden koruduğu ortaya çıktı. Araştırmaya göre, fiziksel egzersizle birlikte ölçülü kahve tüketimi, güneşin ultraviyole B (UVB) ışınlarının yol açtığı kanserojen etkileri ortadan kaldırabiliyor.

Safra taşları: 
Kadın vücudu erkeğe kıyasla iki kat daha fazla safra taşı üretiyor. Günde dört bardak kahve içen kadınların içmeyenlere oranla yüzde 25 daha az safra taşından şikayet ettiği kanıtlandı.

Konsantrasyon:
 
Kahve konsantrasyona yardımcı oluyor. Yapılan araştırmalarda, okul çağındaki çocukların az miktarda kahve ile süt içtiklerinde sabahki derslerinde daha başarılı oldukları görülüyor.

Parkinson:
Yapılan bir araştırmada günde bir fincan kahve içen erkeklerin parkinson hastalığı riskinin yüzde 40&#8217;a varan oranlarda azaldığı ortaya çıkarıldı. Buna karşın, menopoz sonrası ostrojen terapisi gören kadınlarda kahve tüketimi Parkinson Hastalığı riskini artırıyor.

Karaciğer: 
Kahve tüketmek özellikle siroz yüzünden oluşan karaciğer kanseri riskinin azaltılmasına yardımcı oluyor. Düzenli kahve içenlerin siroz gibi karaciğer rahatsızlıklarından daha az şikayet ettiği görülüyor]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Burçların Şifresi]]></title>
			<link>http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15521</link>
			<pubDate>Fri, 27 Jan 2012 19:13:32 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15521</guid>
			<description><![CDATA[BURÇLARIN ŞİFRESİ

Hangi burç nelerden etkilenir? 
İlgisini çekmek istediğiniz kişinin burç özelliklerinde gizli şifrelerden yola çıkarak hareket edebilirsiniz...

 

Koç
Cesarete hayranlık duyar. Liderlik, girişimcilik, fazla önyargıda bulunmadan cesurca yapılan hareketlere özlem duyar.
Romantizm ile naz, ince işlenmiş duygular kararında olmalı. Fazlası derhal kaçırabilir. Onu bekletmeden hızlı hareket edin. Fiziksel yönden kesinlikle sağlam yapıda olmalısınız.

Boğa
Güzel işlenmiş duygulu anlar ve nazik yaklaşımlardan hoşlanır. Mutlu olması için duygu yüklü sabit ve durağan bir ortam idealdir ve onunla beslenir.
Tuttuğu bir şeyi, bir kere beğendikten sonra sahip olduklarını, ancak huzursuzluk duyduğunda bırakır. Onun için huzursuzluk hareket, değişiklik, yenilik, hatta yanlızlık kelimeleri ile aynı anlamı taşır. Nezaketi şart koşar.

İkizler
Öncelikle bilgili, bilgi sahibi değilseniz de en azından biraz meraklı olmalısınız. İlginç bir şeyi merak ederek onun ilgisini kolaylıkla çekersiniz.
Tutku ve duygu yüklü düşüncelerinizi kendinize saklayın, fazlasından sıkılıp kaçabilir. Hayatları boyunca sürecek olan diğer yarılarını arama gibi özellikleri vardır. Bu yüzden, anlattıklarını ve sizinle paylaştıkları düşüncelerini dikkatle dinlemeli, mutlaka öncelikle zihinsel bir beraberlik oluşturmalısınız.

Yengeç
Onu motive etmek için duygularına karşı duyarlı olarak acilen cevap vermelisiniz. Dalga dalga değişen tavırlarına karşı bir çeşit duygusal sığınağı olmaya çalışın.
Ona kesinlikle bağımlı olun ve ihtiyacınızı hissettiği anda sizi terk etmesi onun için imkansız gibi olacaktır. Sizi korumasına izin verin. Cinsellikten ziyade duygusal anları ön plana çıkarın.

Aslan
Onu ancak kendi yüreği ile yönlendirebilirsiniz. Girişkenlik, paylaşılan anlardan gelecek mutluluklar ve asalette yücelme ihtimali onu cesaretlendirir. Eleştirmeye kalkmayın, göstermese bile içten kolayca kırılır.
Mantıklı, özellikle sıcakkanlı ve dürüst olmaya çalışın. Sevdiklerinin kalbinde başka birisinin olma ihtimali onu derinden kıskandırır. Buna izin vermeyin. Sizi eleştirdiğinde artık öğrendiğinizi söyleyin.

Başak
Dakik ve hassas olmaya çalışın. Olayları genel olarak değil de ayrıntıları ile anlatın. Sabit bir eş arar, ona güven duyduğunuzu hissettirin.
Aranızda özel olarak konuşulmuş konuları ve paylaştığınız anları kimseye anlatıp güven duygusunu kaybetmeyin. Takılma ve tacizlerden kesinlikle hoşlanmaz. Ona güvendiğinizi öncelikle siz söyleyin.

Terazi
Olaylara iki taraflı yaklaşmaya çalışın, her iki yönün de değerlendirmesini düzgün yapın. Nezaketle yaklaşmak ya da biraz düzgün tavırla hareket etmek esas anahtar. Güleryüz ve biraz neşe onu hareketlendirir.
Düzgün giyinin ve derli toplu görünün. Hayat tarzı ile ilgili konularda ihtiyaçlarını bir an evvel elde etmek istemesini ve fiziksel görüntüsünü eleştirmeye kalkmayın.

Akrep
Hayatta elde ettiği tecrübeleri deneyip sonuna kadar ölümüne de olsa gitmesine izin verin. Hassas yapıda olduğunu asla göstermek istemez ve duygularının yanlış anlaşılmasından çabucak kırılır.
Çok kıskançtır, dikkat edin. Onu kıskandırırsanız kaybedersiniz. Soğuk ve uzak davrandıklarını asla söylemeyin, siz sıcak ve duygusal yaklaşın.

Yay
Özgürlük konusuna dikkat edin. Onu elde etmek için rahat bırakın, kesinlikle kontrol altında tutmaya çalışmayın, bir tuzak ya da kapana sıkışmış gibi hissetmek neredeyse onu deli edebilir.
Değişik konuları paylaştığı arkadaşlarına aynı anda hitap etmeye hazır olun. Öncelikle arkadaşlarını gözden geçirin, ve onunla sonunda yakın arkadaş olmaya çalışın. Özgürlüklerini kesinlikle kurcalamayın ve onu bir şeye zorlamayın.

Oğlak
Kesinlikle düzgün, yavaş ve temkinli yaklaşın. Acele etmeyin, size açılması zaman alacaktır, sabırlı olun. Kendilerini bir bütün olarak yeterli gördüğünden, size ihtiyaç duyabileceği bir zamanı kollayın.
O zaman da size duygularını açmadan yaklaşırsa onu eleştirmeye kalkmayın. Kesinlikle kendisini ve olgun tavırlarını takdir edin, siz sıcakkanlı ve yakın davranın. Ağır olun.

Kova
Gerçeği aramaya çalışın. Sürü zihniyetinde giden insanlardan hoşlanmaz, değişik ve idealist olmaya çalışın. Özgürlüklerini kısıtlamaya kalkmayın.
Çok sayıda insandan fikir alışverişi yapmasına da karışmayın. En sevdiği arkadaşlarını eleştirmeye kalkmayın. İnatçı bir tavır sergilediğinde konuyu değiştirerek her seferinde değişik bir yöntem bulun. Sıkıcı ve bunaltıcı problemlerinizi kesinlikle ona açmayın.

Balık
Zarif ve umutla dolu olun. Onu tamamlamaya ve bütünlemeye çalışın. Kendi duygularını güzel ifade edebildiğini düşündüğünden, yanlış anlamalarınızı kendinize saklayın.
Kendisi gibi zaman zaman değişkenlik göstererek hareket edebilecek bir partner arar. Ona karşı duygu yüklü olarak öncelikle güvenini kazanmaya çalışın. Değişken, hassas ve nazik olun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[BURÇLARIN ŞİFRESİ

Hangi burç nelerden etkilenir? 
İlgisini çekmek istediğiniz kişinin burç özelliklerinde gizli şifrelerden yola çıkarak hareket edebilirsiniz...

 

Koç
Cesarete hayranlık duyar. Liderlik, girişimcilik, fazla önyargıda bulunmadan cesurca yapılan hareketlere özlem duyar.
Romantizm ile naz, ince işlenmiş duygular kararında olmalı. Fazlası derhal kaçırabilir. Onu bekletmeden hızlı hareket edin. Fiziksel yönden kesinlikle sağlam yapıda olmalısınız.

Boğa
Güzel işlenmiş duygulu anlar ve nazik yaklaşımlardan hoşlanır. Mutlu olması için duygu yüklü sabit ve durağan bir ortam idealdir ve onunla beslenir.
Tuttuğu bir şeyi, bir kere beğendikten sonra sahip olduklarını, ancak huzursuzluk duyduğunda bırakır. Onun için huzursuzluk hareket, değişiklik, yenilik, hatta yanlızlık kelimeleri ile aynı anlamı taşır. Nezaketi şart koşar.

İkizler
Öncelikle bilgili, bilgi sahibi değilseniz de en azından biraz meraklı olmalısınız. İlginç bir şeyi merak ederek onun ilgisini kolaylıkla çekersiniz.
Tutku ve duygu yüklü düşüncelerinizi kendinize saklayın, fazlasından sıkılıp kaçabilir. Hayatları boyunca sürecek olan diğer yarılarını arama gibi özellikleri vardır. Bu yüzden, anlattıklarını ve sizinle paylaştıkları düşüncelerini dikkatle dinlemeli, mutlaka öncelikle zihinsel bir beraberlik oluşturmalısınız.

Yengeç
Onu motive etmek için duygularına karşı duyarlı olarak acilen cevap vermelisiniz. Dalga dalga değişen tavırlarına karşı bir çeşit duygusal sığınağı olmaya çalışın.
Ona kesinlikle bağımlı olun ve ihtiyacınızı hissettiği anda sizi terk etmesi onun için imkansız gibi olacaktır. Sizi korumasına izin verin. Cinsellikten ziyade duygusal anları ön plana çıkarın.

Aslan
Onu ancak kendi yüreği ile yönlendirebilirsiniz. Girişkenlik, paylaşılan anlardan gelecek mutluluklar ve asalette yücelme ihtimali onu cesaretlendirir. Eleştirmeye kalkmayın, göstermese bile içten kolayca kırılır.
Mantıklı, özellikle sıcakkanlı ve dürüst olmaya çalışın. Sevdiklerinin kalbinde başka birisinin olma ihtimali onu derinden kıskandırır. Buna izin vermeyin. Sizi eleştirdiğinde artık öğrendiğinizi söyleyin.

Başak
Dakik ve hassas olmaya çalışın. Olayları genel olarak değil de ayrıntıları ile anlatın. Sabit bir eş arar, ona güven duyduğunuzu hissettirin.
Aranızda özel olarak konuşulmuş konuları ve paylaştığınız anları kimseye anlatıp güven duygusunu kaybetmeyin. Takılma ve tacizlerden kesinlikle hoşlanmaz. Ona güvendiğinizi öncelikle siz söyleyin.

Terazi
Olaylara iki taraflı yaklaşmaya çalışın, her iki yönün de değerlendirmesini düzgün yapın. Nezaketle yaklaşmak ya da biraz düzgün tavırla hareket etmek esas anahtar. Güleryüz ve biraz neşe onu hareketlendirir.
Düzgün giyinin ve derli toplu görünün. Hayat tarzı ile ilgili konularda ihtiyaçlarını bir an evvel elde etmek istemesini ve fiziksel görüntüsünü eleştirmeye kalkmayın.

Akrep
Hayatta elde ettiği tecrübeleri deneyip sonuna kadar ölümüne de olsa gitmesine izin verin. Hassas yapıda olduğunu asla göstermek istemez ve duygularının yanlış anlaşılmasından çabucak kırılır.
Çok kıskançtır, dikkat edin. Onu kıskandırırsanız kaybedersiniz. Soğuk ve uzak davrandıklarını asla söylemeyin, siz sıcak ve duygusal yaklaşın.

Yay
Özgürlük konusuna dikkat edin. Onu elde etmek için rahat bırakın, kesinlikle kontrol altında tutmaya çalışmayın, bir tuzak ya da kapana sıkışmış gibi hissetmek neredeyse onu deli edebilir.
Değişik konuları paylaştığı arkadaşlarına aynı anda hitap etmeye hazır olun. Öncelikle arkadaşlarını gözden geçirin, ve onunla sonunda yakın arkadaş olmaya çalışın. Özgürlüklerini kesinlikle kurcalamayın ve onu bir şeye zorlamayın.

Oğlak
Kesinlikle düzgün, yavaş ve temkinli yaklaşın. Acele etmeyin, size açılması zaman alacaktır, sabırlı olun. Kendilerini bir bütün olarak yeterli gördüğünden, size ihtiyaç duyabileceği bir zamanı kollayın.
O zaman da size duygularını açmadan yaklaşırsa onu eleştirmeye kalkmayın. Kesinlikle kendisini ve olgun tavırlarını takdir edin, siz sıcakkanlı ve yakın davranın. Ağır olun.

Kova
Gerçeği aramaya çalışın. Sürü zihniyetinde giden insanlardan hoşlanmaz, değişik ve idealist olmaya çalışın. Özgürlüklerini kısıtlamaya kalkmayın.
Çok sayıda insandan fikir alışverişi yapmasına da karışmayın. En sevdiği arkadaşlarını eleştirmeye kalkmayın. İnatçı bir tavır sergilediğinde konuyu değiştirerek her seferinde değişik bir yöntem bulun. Sıkıcı ve bunaltıcı problemlerinizi kesinlikle ona açmayın.

Balık
Zarif ve umutla dolu olun. Onu tamamlamaya ve bütünlemeye çalışın. Kendi duygularını güzel ifade edebildiğini düşündüğünden, yanlış anlamalarınızı kendinize saklayın.
Kendisi gibi zaman zaman değişkenlik göstererek hareket edebilecek bir partner arar. Ona karşı duygu yüklü olarak öncelikle güvenini kazanmaya çalışın. Değişken, hassas ve nazik olun.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Fotoğraf Makinesi satışları hızla eriyor]]></title>
			<link>http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15520</link>
			<pubDate>Tue, 24 Jan 2012 16:48:47 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15520</guid>
			<description><![CDATA[Satışları hızla eriyorAkıllı telefonların yaygınlaşmasıyla birlikte kullanıcılar artık hem MP3 çalar, hem radyo hem de fotoğraf makinesi olarak cep telefonlarını kullanabiliyor. Hal böyle olunca salt bu teknolojileri kullanan cihazların satışlarında da ciddi düşüşler yaşanıyor.

NPD Group'un yaptığı bir araştırmaya dayandırdığı rapora göre orta ölçekli dijital fotoğraf makinelerinin satışları ABD genelinde son 11 ayda yüzde 17 oranında düştü. Benzer şekilde el kameralarının satışları da aynı süreçte yüzde 13 oranında geriledi. 

Araştırmaya göre kullanıcılar fotoğraf çekmek istediğinde artık telefonlarını yeterli görürken, sadece yaz tatilleri söz konusu olduğunda yanlarına fotoğraf makinesini almayı tercih ediyor. 

NPD'den Liz Cutting, konuyla ilgili yaptığı açıklamada akıllı telefonların geldiği son noktanın fotoğraf makineleri üzerinde olumsuz etkilerinin olduğunu; ancak önemli etkinlikler söz konusu olduğunda halen bu özel makinelere ihtiyaç duyulduğunu kaydetti.

Fotoğraf paylaşım sitesi Flickr'ın yayınladığı son istatistiklere göre ise siteye yüklenen fotoğrafların büyük bir bölümü iPhone ile çekiliyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Satışları hızla eriyorAkıllı telefonların yaygınlaşmasıyla birlikte kullanıcılar artık hem MP3 çalar, hem radyo hem de fotoğraf makinesi olarak cep telefonlarını kullanabiliyor. Hal böyle olunca salt bu teknolojileri kullanan cihazların satışlarında da ciddi düşüşler yaşanıyor.

NPD Group'un yaptığı bir araştırmaya dayandırdığı rapora göre orta ölçekli dijital fotoğraf makinelerinin satışları ABD genelinde son 11 ayda yüzde 17 oranında düştü. Benzer şekilde el kameralarının satışları da aynı süreçte yüzde 13 oranında geriledi. 

Araştırmaya göre kullanıcılar fotoğraf çekmek istediğinde artık telefonlarını yeterli görürken, sadece yaz tatilleri söz konusu olduğunda yanlarına fotoğraf makinesini almayı tercih ediyor. 

NPD'den Liz Cutting, konuyla ilgili yaptığı açıklamada akıllı telefonların geldiği son noktanın fotoğraf makineleri üzerinde olumsuz etkilerinin olduğunu; ancak önemli etkinlikler söz konusu olduğunda halen bu özel makinelere ihtiyaç duyulduğunu kaydetti.

Fotoğraf paylaşım sitesi Flickr'ın yayınladığı son istatistiklere göre ise siteye yüklenen fotoğrafların büyük bir bölümü iPhone ile çekiliyor.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Lazer ve Göz]]></title>
			<link>http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15519</link>
			<pubDate>Tue, 24 Jan 2012 16:40:51 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15519</guid>
			<description><![CDATA[Lazer ve Göz 
TÜBİTAK Bilim ve Teknik / Ekim 2011 / Doç. Dr. Ferda Şenel 

Lazer ışını nedir? Nasıl oluşur? 
Bir elementi oluşturan atomların elektronları belirli bir yörüngede kararlı bir şekilde dönerler. Bu atomlar, dışarıdan gelen bir enerjiyle (ısı, ışık veya elektrik) uyarıldığında, elektronlar yörünge değiştirerek kararsız duruma geçerler. Atomların uyarılması bitince elektronlar tekrar eski kararlı durumlarına geçerler. Kararsız durumdan kararlı duruma geçiş sırasında atomlar, kendisini uyaran ışınlardan daha yüksek enerjiye sahip bir ışın yayarlar. Yeni oluşan yüksek enerjili bu ışına lazer (light amplification by the stimulated emission of radiation) denir. 

Lazerin türleri var mıdır? 
Lazer ışınları, elde edildiği maddenin cinsine göre 

-Argon, 

-Kripton, 

-Neodimyum, 

-Karbondioksit lazer olarak adlandırılır. 

Bu lazer türleri birbirinden farklı özelliklere sahiptir. Örneğin karbondioksit lazer yüzeysel bir etki gösterirken, neodimyum lazer daha derine nüfuz eder. 

Lazer ışınlarının en önemli özelliği tek bir dalga boyuna sahip ve dağılmaz olmasıdır 

Kısa dalga boylu ve yüksek frekanslı ışınların ahenk içerisinde hareket etmesi lazerin gücünü arttıran en önemli unsurdur. Bu durum düzgün adım yürüyen bir orduya benzetilebilir. Lazer ışınları, taşıdığı özelliklerden dolayı, uzun mesafe haberleşmelerinde, mesafe ölçümlerinde ve endüstrinin değişik alanlarında sıklıkla kullanılır. 

Lazer ışınları nasıl etki ediyor? 
Lazer ışınları etkisini, içerdiği yüksek enerjisiyle dokulardaki molekülleri titreştirerek oluşturur. Dokuda oluşturduğu güç, lazer ışınlarının enerjisiyle doğru orantılı, ışın demetinin çapıyla ters orantılıdır. Yani, lazerin enerjisi arttıkça ve çapı küçüldükçe dokudaki kesici veya yakıcı etkisi artar. 

Karbondioksit lazerin kullanıldığı tedaviler 
Dokuların lazer ışınlarına geçirgenliği de bu ışınların oluşturduğu etkiyi belirleyen bir unsurdur. Örneğin karbondioksit lazerin enerjisi, dokulardaki su tarafından büyük ölçüde emilir. Dokuların büyük kısmı sudan oluştuğu için, karbondioksit lazer dokuya temas ettiğinde enerjisini hemen kaybetmeye başlar ve dokulara ancak 0,1 mm derinliğe kadar nüfuz eder. Bu nedenle karbondioksit lazer yüzeysel dokuların kesilmesi veya yakılmasında kullanılır. Karbondioksit lazerden genellikle dermatolojide cilt yaralarının tedavisinde yararlanılır. 

Neodimyum-YAG lazerin kullanıldığı tedaviler 
Buna karşın neodimyum-YAG lazer, dokularda çok daha derin bir etki oluşturur. Bunun sebebi neodimyum-YAG lazere karşı dokuların geçirgenliğinin daha yüksek olmasıdır. Su veya kan tarafından enerjisi emilmeyen neodimyum-YAG lazer, dokularda 5 mm derinliğe kadar ulaşır. Fiberoptik cihazlardan rahatlıkla geçirilebilen bu lazer türü, endoskopik yani kapalı cerrahide kullanılabiliyor. Endoskopik cihazlarla vücut içerisine gönderilen lazer ışınlarıyla ulaşılması zor bölgelerdeki dokular kesilebilir veya yakılabilir. Vücut içerisindeki tümörlerin yok edilmesi, damar hasarlarının onarılması, büyümüş prostat bezinin tedavisinde neodimyum-YAG, holmium ve KTP (potasyum titanil fosfat) lazerleri kullanılır. 

Kısaca, kullanılacak lazerin türü, ameliyat edilecek bölgenin yerine, dokunun özelliğine ve istenilen etkiye (kesme veya yakma gibi) göre belirlenir. 

Lazer ışınları yaklaşık 50 yıldır tıp alanında kullanılıyor 
Ciltteki yaraların tedavisi, prostatın küçültülmesi veya çıkartılması, damar ve göz ameliyatları lazerin en sık kullanıldığı alanlardır. Lazer ışınlarının 

-fototermal (yakıcı), 

-fotoionizan (parçalayıcı) veya 

-fotoablatif (kesici) etkileri, 

bazı ameliyatları kolaylaştırır, başarı şansını artırır ve riski azaltır. 

Fototermal etki, lazerin dokularda yol açtığı ısı yükselmesidir 

Lazer ışınlarını emen hücrelerdeki sıcaklık artmaya başlar. Sıcaklık 60 dereceye ulaştığında hücrelerde protein yıkımı olur. Sıcaklık 60-100 derece arasında olduğunda hücre ölümü meydana gelir. Sıcaklık 100 derecenin üzerine çıktığındaysa dokular karbonlaşır ve buharlaşma meydana gelir. Bu etki, etin kızgın bir tavada kızarmasına benzetilebilir. 

Lazerin oluşturduğu fotoablatif etki bir tür mikrobıçak 
Dokulardaki uzun zincirler halinde bulunan proteinlerin hızla kırılmasını sağlar. Bu tür lazerler, dokularda çok ince kesiklerin oluşturulması için yani bir tür mikrobıçak olarak kullanılır. Göz ameliyatlarında sıklıkla kullanılan excimer lazer bu özelliğe sahiptir. Fotoionizan etkiyse, yüksek enerjili lazer ışınlarının, temas ettiği moleküllerin elektronlarını ayırmasıdır. Moleküllerden ayrılan elektronların oluşturduğu kabarcık aniden genişleyerek patlar. Kabarcığın patlamasıyla oluşan akustik şok dalgası dokunun parçalanmasına yol açar. Bu prensibi kullanarak etki eden neodimyum-YAG lazer göz içindeki sıvıda (vitröz sıvı) oluşan zarların yok edilmesinde kullanılır. 

Lazerle Tedavi Edilen Göz Hastalıkları 

Glokom: 
Gözün renkli kısmı olan irisin arka tarafında üretilen sıvı, göz merceği ve irisin ön tarafına geçerek, irisin ön kısmında kenarlarda bulunan ağ benzeri bir oluşum tarafından geri emilir. Normal koşullarda bu sıvının üretimi ve çıkışı dengelidir ve göz içi basıncı dar bir aralıktadır. Göz sıvısının geri emildiği bölgede bir tıkanıklık olursa, sıvı göz içerisinde birikmeye başlar ve göz tansiyonu yükselir. Göz basıncının yükselmesi görme işlevini bozup körlüğe dahi sebep olabilir. Argon, kripton veya neodimyum-YAG lazerler, tıkalı olan bölgeye uygulanarak burada küçük deliklerin açılmasını, böylece sıvının geri emilmesini sağlar. 

Diyabetik retinopati: 
Şeker hastalığının, uzun dönemde oluşturduğu en önemli risklerinden biri de görme işlevinin kaybolmasıdır. Gözün arka tabakası olan retinadaki damar duvarlarının giderek zayıflamasına yol açan şeker hastalığı körlüğe dahi sebep olabilir. Damar duvarı zayıflayınca geçirgenliği artar. Damar içerisinden retinaya geçen kan ve serum giderek görme alanının küçülmesine yol açar. Diyabetik retinopati denilen bu durumun tedavisinde argon lazer kullanılır. Mavi-yeşil ışığın dalga boyunda ışın üreten argon lazer, göz içi sıvıya zarar vermeden ve emilmeden retinadaki damarlara ulaşır. Argon lazer sayesinde damar duvarındaki zayıf bölge yakılarak sızıntı önlenir. 

Retina ayrılması (Retina dekolmanı): 
Gözün arka tabakası olan ve ışığı algılayan retina bazı durumlarda, bağlı bulunduğu zeminden ayrılır. Retinanın ayrıldığı bölgelerde görme zayıflar. Retina ayrılmasının en sık sebebi yaşlılıktır. Yaşın ilerlemesiyle birlikte, göz içini dolduran jöle benzeri vitröz sıvıda kuruma ve çekilme olur. Vitröz sıvının retinaya uyguladığı çekme kuvveti sonucunda retina, yapıştığı yerden ayrılır. İleri derece miyop, glokom ve göz travması retina ayrılmasına yol açan diğer sebeplerdir. Retina, bağlı bulunduğu yerden tam olarak ayrılmadıysa argon veya kripton lazer, retina ayrılmasını tedavi etmek için kullanılan en etkili yöntemdir. Retinanın, ayrılmaya başladığı yerlere uygulanan lazer ışınları retinanın arka duvara yapışmasını sağlar. Ancak tam olarak retina ayrıldıysa lazer tedavisi tek başına yeterli olmaz. 

Göz bozukluğunun tedavisi (LASİK cerrahisi): 
Dış dünyadaki görüntüler gözün dış tabakası olan korneadan geçerek lense ulaşır. Burada ışık odaklanarak retinaya yansıtılır. Işığın, kornea veya lens tarafından doğru odaklanamaması, yani uygun kırılmaması sonucunda yakını (hipermetropi) veya uzağı (miyopi) görmede bulanıklıklar, yani göz bozukluğu olur. Kornea tabakasının yeniden şekillendirilerek görme kusurlarının tedavi edilmesi konusundaki çalışmaların uzun bir geçmişi vardır. İlk zamanlar korneanın dış yüzeyi çizilerek yeni bir şekil elde edilmeye çalışıldı. Ancak daha sonra bu çizikler korneanın daha da bozulmasına yol açtı. Rusya'da Dr. Fyodorov'un 1970 yılındaki tesadüfi bir gözlemi, görme kusurlarının tedavisinde yeni bir çağı başlattı. Gözlüğü kırılarak gözüne cam parçaları kaçan ileri derecede miyop bir hastasının tedavisi sırasında hastanın görme kusurunun büyük ölçüde azaldığını fark etti. Dr. Fyodorov, korneada meydana gelen bu değişikliği, kontrollü bir şekilde ve önceden hesap ederek oluşturmaya yönelik çalışmalar başlattı. ABD'li göz doktorları, Dr. Fyodorov'un buluşunu 1978 yılında ülkelerine taşıdılar. Son derece hassas bir cerrahi gerektiren kırılma kusurlarının (göz bozukluğu) tedavisinde 1987'den beri excimer lazer kullanılıyor. Bir gaz lazeri türü olan excimer lazer, ultraviyole dalga boyunda ışınlar yayar ve temas ettiği dokulardaki moleküler bağları parçalar. Excimer lazer ısı yaymaz ve bu nedenle çevre dokulara zarar vermez. Lazer kullanılarak korneaya yeni şekil verme prensibine dayalı bu ameliyata lasik (Lazer/Insitu Keratomilieusis) denir. Son derece hassas bir işlem olan lasik aslında lazer teknolojisiyle mikro cerrahinin ortak kullanımını gerektirir. Mikrokeratom denilen bir cihazla, yaklaşık 550 mikron kalınlığındaki korneanın dış tarafından 160 mikron kalınlığında bir kapakçık kesilerek kaldırılır. Bunu takiben orta tabakaya excimer lazer uygulanarak korneanın şekli değiştirilir. Lazer uygulanacak dokunun miktarı her hasta için önceden hesaplanır. Korneanın orta tabakası, üst tabaka gibi kendini yenileyemediği için burada yapılan değişiklik kalıcıdır. Lazer uygulaması bitince, kaldırılan kapakçık tekrar eski yerine konur. 

Yüksek dereceli kırma kusurlarında kullanılan lasik cerrahisi oldukça kısa sürer ve ağrıya yol açmaz. Cerrahinin avantajlarının yanı sıra nadiren de olsa, korneadan kaldırılan kapakçığın kopması, kaybolması, altına yabancı cisim girmesi ve astigmatizmaya yol açması gibi komplikasyonları da vardır. Lasik cerrahisi her kişiye uygulanamaz. Göz yapısı 18 yaşına kadar değişebildiği için bu yaştan küçüklere, miyopu sürekli ilerleme eğiliminde olanlara, göz ölçümlerinin değişkenlik gösterdiği hamile ve emzirenlere lasik cerrahisi uygulanmaz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Lazer ve Göz 
TÜBİTAK Bilim ve Teknik / Ekim 2011 / Doç. Dr. Ferda Şenel 

Lazer ışını nedir? Nasıl oluşur? 
Bir elementi oluşturan atomların elektronları belirli bir yörüngede kararlı bir şekilde dönerler. Bu atomlar, dışarıdan gelen bir enerjiyle (ısı, ışık veya elektrik) uyarıldığında, elektronlar yörünge değiştirerek kararsız duruma geçerler. Atomların uyarılması bitince elektronlar tekrar eski kararlı durumlarına geçerler. Kararsız durumdan kararlı duruma geçiş sırasında atomlar, kendisini uyaran ışınlardan daha yüksek enerjiye sahip bir ışın yayarlar. Yeni oluşan yüksek enerjili bu ışına lazer (light amplification by the stimulated emission of radiation) denir. 

Lazerin türleri var mıdır? 
Lazer ışınları, elde edildiği maddenin cinsine göre 

-Argon, 

-Kripton, 

-Neodimyum, 

-Karbondioksit lazer olarak adlandırılır. 

Bu lazer türleri birbirinden farklı özelliklere sahiptir. Örneğin karbondioksit lazer yüzeysel bir etki gösterirken, neodimyum lazer daha derine nüfuz eder. 

Lazer ışınlarının en önemli özelliği tek bir dalga boyuna sahip ve dağılmaz olmasıdır 

Kısa dalga boylu ve yüksek frekanslı ışınların ahenk içerisinde hareket etmesi lazerin gücünü arttıran en önemli unsurdur. Bu durum düzgün adım yürüyen bir orduya benzetilebilir. Lazer ışınları, taşıdığı özelliklerden dolayı, uzun mesafe haberleşmelerinde, mesafe ölçümlerinde ve endüstrinin değişik alanlarında sıklıkla kullanılır. 

Lazer ışınları nasıl etki ediyor? 
Lazer ışınları etkisini, içerdiği yüksek enerjisiyle dokulardaki molekülleri titreştirerek oluşturur. Dokuda oluşturduğu güç, lazer ışınlarının enerjisiyle doğru orantılı, ışın demetinin çapıyla ters orantılıdır. Yani, lazerin enerjisi arttıkça ve çapı küçüldükçe dokudaki kesici veya yakıcı etkisi artar. 

Karbondioksit lazerin kullanıldığı tedaviler 
Dokuların lazer ışınlarına geçirgenliği de bu ışınların oluşturduğu etkiyi belirleyen bir unsurdur. Örneğin karbondioksit lazerin enerjisi, dokulardaki su tarafından büyük ölçüde emilir. Dokuların büyük kısmı sudan oluştuğu için, karbondioksit lazer dokuya temas ettiğinde enerjisini hemen kaybetmeye başlar ve dokulara ancak 0,1 mm derinliğe kadar nüfuz eder. Bu nedenle karbondioksit lazer yüzeysel dokuların kesilmesi veya yakılmasında kullanılır. Karbondioksit lazerden genellikle dermatolojide cilt yaralarının tedavisinde yararlanılır. 

Neodimyum-YAG lazerin kullanıldığı tedaviler 
Buna karşın neodimyum-YAG lazer, dokularda çok daha derin bir etki oluşturur. Bunun sebebi neodimyum-YAG lazere karşı dokuların geçirgenliğinin daha yüksek olmasıdır. Su veya kan tarafından enerjisi emilmeyen neodimyum-YAG lazer, dokularda 5 mm derinliğe kadar ulaşır. Fiberoptik cihazlardan rahatlıkla geçirilebilen bu lazer türü, endoskopik yani kapalı cerrahide kullanılabiliyor. Endoskopik cihazlarla vücut içerisine gönderilen lazer ışınlarıyla ulaşılması zor bölgelerdeki dokular kesilebilir veya yakılabilir. Vücut içerisindeki tümörlerin yok edilmesi, damar hasarlarının onarılması, büyümüş prostat bezinin tedavisinde neodimyum-YAG, holmium ve KTP (potasyum titanil fosfat) lazerleri kullanılır. 

Kısaca, kullanılacak lazerin türü, ameliyat edilecek bölgenin yerine, dokunun özelliğine ve istenilen etkiye (kesme veya yakma gibi) göre belirlenir. 

Lazer ışınları yaklaşık 50 yıldır tıp alanında kullanılıyor 
Ciltteki yaraların tedavisi, prostatın küçültülmesi veya çıkartılması, damar ve göz ameliyatları lazerin en sık kullanıldığı alanlardır. Lazer ışınlarının 

-fototermal (yakıcı), 

-fotoionizan (parçalayıcı) veya 

-fotoablatif (kesici) etkileri, 

bazı ameliyatları kolaylaştırır, başarı şansını artırır ve riski azaltır. 

Fototermal etki, lazerin dokularda yol açtığı ısı yükselmesidir 

Lazer ışınlarını emen hücrelerdeki sıcaklık artmaya başlar. Sıcaklık 60 dereceye ulaştığında hücrelerde protein yıkımı olur. Sıcaklık 60-100 derece arasında olduğunda hücre ölümü meydana gelir. Sıcaklık 100 derecenin üzerine çıktığındaysa dokular karbonlaşır ve buharlaşma meydana gelir. Bu etki, etin kızgın bir tavada kızarmasına benzetilebilir. 

Lazerin oluşturduğu fotoablatif etki bir tür mikrobıçak 
Dokulardaki uzun zincirler halinde bulunan proteinlerin hızla kırılmasını sağlar. Bu tür lazerler, dokularda çok ince kesiklerin oluşturulması için yani bir tür mikrobıçak olarak kullanılır. Göz ameliyatlarında sıklıkla kullanılan excimer lazer bu özelliğe sahiptir. Fotoionizan etkiyse, yüksek enerjili lazer ışınlarının, temas ettiği moleküllerin elektronlarını ayırmasıdır. Moleküllerden ayrılan elektronların oluşturduğu kabarcık aniden genişleyerek patlar. Kabarcığın patlamasıyla oluşan akustik şok dalgası dokunun parçalanmasına yol açar. Bu prensibi kullanarak etki eden neodimyum-YAG lazer göz içindeki sıvıda (vitröz sıvı) oluşan zarların yok edilmesinde kullanılır. 

Lazerle Tedavi Edilen Göz Hastalıkları 

Glokom: 
Gözün renkli kısmı olan irisin arka tarafında üretilen sıvı, göz merceği ve irisin ön tarafına geçerek, irisin ön kısmında kenarlarda bulunan ağ benzeri bir oluşum tarafından geri emilir. Normal koşullarda bu sıvının üretimi ve çıkışı dengelidir ve göz içi basıncı dar bir aralıktadır. Göz sıvısının geri emildiği bölgede bir tıkanıklık olursa, sıvı göz içerisinde birikmeye başlar ve göz tansiyonu yükselir. Göz basıncının yükselmesi görme işlevini bozup körlüğe dahi sebep olabilir. Argon, kripton veya neodimyum-YAG lazerler, tıkalı olan bölgeye uygulanarak burada küçük deliklerin açılmasını, böylece sıvının geri emilmesini sağlar. 

Diyabetik retinopati: 
Şeker hastalığının, uzun dönemde oluşturduğu en önemli risklerinden biri de görme işlevinin kaybolmasıdır. Gözün arka tabakası olan retinadaki damar duvarlarının giderek zayıflamasına yol açan şeker hastalığı körlüğe dahi sebep olabilir. Damar duvarı zayıflayınca geçirgenliği artar. Damar içerisinden retinaya geçen kan ve serum giderek görme alanının küçülmesine yol açar. Diyabetik retinopati denilen bu durumun tedavisinde argon lazer kullanılır. Mavi-yeşil ışığın dalga boyunda ışın üreten argon lazer, göz içi sıvıya zarar vermeden ve emilmeden retinadaki damarlara ulaşır. Argon lazer sayesinde damar duvarındaki zayıf bölge yakılarak sızıntı önlenir. 

Retina ayrılması (Retina dekolmanı): 
Gözün arka tabakası olan ve ışığı algılayan retina bazı durumlarda, bağlı bulunduğu zeminden ayrılır. Retinanın ayrıldığı bölgelerde görme zayıflar. Retina ayrılmasının en sık sebebi yaşlılıktır. Yaşın ilerlemesiyle birlikte, göz içini dolduran jöle benzeri vitröz sıvıda kuruma ve çekilme olur. Vitröz sıvının retinaya uyguladığı çekme kuvveti sonucunda retina, yapıştığı yerden ayrılır. İleri derece miyop, glokom ve göz travması retina ayrılmasına yol açan diğer sebeplerdir. Retina, bağlı bulunduğu yerden tam olarak ayrılmadıysa argon veya kripton lazer, retina ayrılmasını tedavi etmek için kullanılan en etkili yöntemdir. Retinanın, ayrılmaya başladığı yerlere uygulanan lazer ışınları retinanın arka duvara yapışmasını sağlar. Ancak tam olarak retina ayrıldıysa lazer tedavisi tek başına yeterli olmaz. 

Göz bozukluğunun tedavisi (LASİK cerrahisi): 
Dış dünyadaki görüntüler gözün dış tabakası olan korneadan geçerek lense ulaşır. Burada ışık odaklanarak retinaya yansıtılır. Işığın, kornea veya lens tarafından doğru odaklanamaması, yani uygun kırılmaması sonucunda yakını (hipermetropi) veya uzağı (miyopi) görmede bulanıklıklar, yani göz bozukluğu olur. Kornea tabakasının yeniden şekillendirilerek görme kusurlarının tedavi edilmesi konusundaki çalışmaların uzun bir geçmişi vardır. İlk zamanlar korneanın dış yüzeyi çizilerek yeni bir şekil elde edilmeye çalışıldı. Ancak daha sonra bu çizikler korneanın daha da bozulmasına yol açtı. Rusya'da Dr. Fyodorov'un 1970 yılındaki tesadüfi bir gözlemi, görme kusurlarının tedavisinde yeni bir çağı başlattı. Gözlüğü kırılarak gözüne cam parçaları kaçan ileri derecede miyop bir hastasının tedavisi sırasında hastanın görme kusurunun büyük ölçüde azaldığını fark etti. Dr. Fyodorov, korneada meydana gelen bu değişikliği, kontrollü bir şekilde ve önceden hesap ederek oluşturmaya yönelik çalışmalar başlattı. ABD'li göz doktorları, Dr. Fyodorov'un buluşunu 1978 yılında ülkelerine taşıdılar. Son derece hassas bir cerrahi gerektiren kırılma kusurlarının (göz bozukluğu) tedavisinde 1987'den beri excimer lazer kullanılıyor. Bir gaz lazeri türü olan excimer lazer, ultraviyole dalga boyunda ışınlar yayar ve temas ettiği dokulardaki moleküler bağları parçalar. Excimer lazer ısı yaymaz ve bu nedenle çevre dokulara zarar vermez. Lazer kullanılarak korneaya yeni şekil verme prensibine dayalı bu ameliyata lasik (Lazer/Insitu Keratomilieusis) denir. Son derece hassas bir işlem olan lasik aslında lazer teknolojisiyle mikro cerrahinin ortak kullanımını gerektirir. Mikrokeratom denilen bir cihazla, yaklaşık 550 mikron kalınlığındaki korneanın dış tarafından 160 mikron kalınlığında bir kapakçık kesilerek kaldırılır. Bunu takiben orta tabakaya excimer lazer uygulanarak korneanın şekli değiştirilir. Lazer uygulanacak dokunun miktarı her hasta için önceden hesaplanır. Korneanın orta tabakası, üst tabaka gibi kendini yenileyemediği için burada yapılan değişiklik kalıcıdır. Lazer uygulaması bitince, kaldırılan kapakçık tekrar eski yerine konur. 

Yüksek dereceli kırma kusurlarında kullanılan lasik cerrahisi oldukça kısa sürer ve ağrıya yol açmaz. Cerrahinin avantajlarının yanı sıra nadiren de olsa, korneadan kaldırılan kapakçığın kopması, kaybolması, altına yabancı cisim girmesi ve astigmatizmaya yol açması gibi komplikasyonları da vardır. Lasik cerrahisi her kişiye uygulanamaz. Göz yapısı 18 yaşına kadar değişebildiği için bu yaştan küçüklere, miyopu sürekli ilerleme eğiliminde olanlara, göz ölçümlerinin değişkenlik gösterdiği hamile ve emzirenlere lasik cerrahisi uygulanmaz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İnterneti dikkatli kullanınız!!!]]></title>
			<link>http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15518</link>
			<pubDate>Tue, 24 Jan 2012 16:37:53 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15518</guid>
			<description><![CDATA[BİLGİSAYAR VE İNTERNETTE CİDDİ SORUNLAR YAŞAMAMAK İÇİN AŞAĞIDAKİLERİ OKUMANIZ TAVSİYE EDİLİR !

İNTERNETİ ÇOK DİKKATLİ KULLANINIZ !.
Bu haftaki konuğumuz olan İnan Taptık, 1961 İstanbul doğumlu. Ankara İktisadi Ticari İlimler Akademisi mezunu. İlk bilgisayarını 1982'de aldı. Hayatını uzunca bir süre yazdığı programlardan kazandı. Ancak, 40 yaşında kendini emekliye ayırıp teknede yaşamaya başladığı günlerde bir sorunla karşılaştı: Hobi olsun diye hazırladığı internet siteleri sürekli hack'leniyordu. "Kendimi hacker'lardan nasıl korurum?" diye bir araştırma yapınca, ABD'nin bilgisayar güvenlik firması Hacker Safe'le tanıştı.

Taptık, şirket merkezinin pek çok güvenlik araştırmasından geçtikten sonra Türkiye temsilcisi oldu. Halihazırda büyük firma ve kuruluşların data güvenlik sistemlerini koruyan Taptık'la günlük hayatımızı internetin son tehlikelerinden nasıl koruyacağımızı konuştuk:

Bilgisayarda ciddi bela var
Sizinle buluşmadan önce telefonda konuştuğumuzda internet kullanıcıları için ciddi bir beladan söz etmiştiniz. İsterseniz o konudan başlayalım?..

Bu, sadece internet kullanıcıları değil, bilgileri bilgisayar ortamında kayıtlı olan, yani herkesin sorunu: Kimlik hırsızlığı. Kimlik bilgileriniz, adresleriniz, numaralarınız, şifreleriniz, banka işlemleriniz, alışveriş tercihleriniz, hepsi çalınıp, başkaları tarafından kullanılabilir.

Bu eskiden de mümkün değil miydi zaten?
Elbette, hacker'lar şifre kırarak yapardı. Ama, artık çok daha kolay. Hacker olmayan, daha az yetenekli biri bile artık kimliğinizi çalabilir.

Değişen ne?
Çünkü, artık wireless (kablosuz internet) var ve kullanımı hızla artıyor. Aldığınız ve yolladığınız e-mail'lerden bankacılık bilgilerinize kadar ekranınızdaki her şey okunabiliyor.

Kim okuyabiliyor?

İsteyen herkes. Mesela, wireless'ı olan kahve zinciri dükkânlardan birine girdiniz. Ya da havaalanındasınız. Veya otelde... Oradaki wireless'a bağlandınız ve işlem yapıyorsunuz. Yaptığınız her şey arka masadaki ya da yan odadaki biri tarafından rahatlıkla görülebilir.. Buna "blackberry" gibi cihazlar dahil...

Başkasının bilgisayarındaki bilgileri nasıl izliyorlar peki?
Çünkü, bu wireless dediğiniz şey aslında zaten bir yayın. Ve herkes tarafından çok kolay izlenebilir bir yayın. Sizin bilgisayarınızla wireless router'ı arasında havadaki sinyalleri herkes izleyebilir. Üstelik bunu yapmak öyle fazla bir yetenek de gerektirmez.

- Peki, acaba o bahsettiğiniz kafeler ya da havaalanlarında şöyle tipler var mıdır; birilerinin gelip bankacılık işlemlerini wireless'tan yapmasını bekleyenler... Yani avını bekler gibi?..
Tabii ki çok... Bazen kredi kartı kullanarak bir şey alanları beklerler... Bazen de gizli aşığıyla yazışanları... Bu da bir tür kapkaç sonuçta. "Wireless kapkaççılığı"... Ve bu tüm dünyanın da en yaygın siber suçudur.

Wireless'e dikkat edin

Öneriniz?..
Kesinlikle, wireless bağlantılı yerlerde bilgisayarınızdan sadece gazete veya haber portallarına bağlanın, hiç değilse insanlarla sizin için risk taşımayan bilgilerinizi paylaşmış olun.

Açık alanlarda durum böyle, ya peki evlerimizdeki wireless'ı kullanırken?..
Sizi evinizde monitor edecek kimse yoktur, ancak, burada da çok başka bir sorunla karşı karşıyasınız. O da yetkisiz kişiler tarafından sizin wireless internet hattınızın kullanılarak suç işlenebilmesi...

Banka dolandırıcılığı, çocuk pornosu vs. gibi... Belki üst komşunuz, belki de aşağıdaki lokantada oturan, hatta belki de arabasını sizin evinizin önüne park eden biri sizin wireless'nızı kullanarak birtakım suçlar işleyebilir.

Wireless şifremizin olması yetmez mi?
Yetmez. Onu da çok kolay bir şekilde kırıyorlar. Hatta nasıl kırılacağını bilgisayar dergileri ek olarak verdi. Google'a "wireless şifre kırma" yazınca bile yüzlerce program bulunuyor.

Ee o zaman evde de wireless kullanmayalım?..
Yok, kullanabilirsiniz, ama internet dünyasındaki mantık hep aynıdır: Tolere edebileceğiniz riskleri taşıyın. Çalınmasını tolere edemeyeceğiniz bilgilerinizi kablolu internet üzerinden yazışın. Ayrıca, sadece yazışmamak da yetmez, işiniz yoksa wireless'inizi kapatın. Programın içine girip disable edin. Hatta şifrelemek için de birkaç önerim olabilir: Kablosuz internet modeminizin ayarlarından bağlanacak bilgisayarınızın MAC (Media Access Control ) numarasını tanımlayabilirseniz, başka bir bilgisayar sizin sisteminize bağlanamaz.

Bir de üreticilerin verdikleri standart cihazlardaki IP numaralarını değiştirirseniz hacker'ların işlerini çok zorlaştırmış olacaksınız. Daha başka yöntemler de var, ancak, bu yöntemler herkes tarafından kolay uygulanabilir ve her şartta standart şifrelemeden çok çok daha güvenlidir.

Kablolu internetin olmadığı yerlerde GPRS ile bağlanmak?.. Biraz fazla tuzlu oluyor, ama güvenli mi?
Tabii daha güvenli. Çünkü şifrelenerek giden bir sistemi kullanıyorsunuz. Onun için bunu scan etmek zor. İlla ki edilir de çok daha zor ve daha büyük bir teknik yapı gerektiriyor.

Bilmeden suçlu olursunuz

Peki, bu yüzden başına iş açılan insanlar var mı Türkiye'de?
Az değil. Mesela bir adamın oğlu yurtdışına eğitime gittiği sırada çevreden bağlanan birisi onların wireless'ıyla suç teşkil edecek materyaller indirmiş. Tabii ki polisler IP'sini tespit edip adamın kapısına gelmişler. Adam şok. Bilgisayarı açmayı bile bilmiyorken hakkında dava açılmış.

Mahkemeye birkaç kez gidip geldikten sonra gerçek ortaya çıkmış. O yüzden de herkese wireless'larıyla ilgili güvenlik önlemlerini bir kez daha gözden geçirmelerini tavsiye ederim.

ANNEANNELER BİLE FACEBOOK'ÇU OLACAK
Cumartesi günü itibariyle Türkiye'den Facebook'a üye sayısı 1 milyon 415 bin 768. Taptık, bu ilginin daha da devam edeceğini, çünkü kullanıcıların henüz Facebook'un gerçek dinamiklerini keşfetmediklerini söylüyor. Mesela, henüz aile ağaçlarının kurulmadığını belirten Taptık, "Bu demektir ki Facebook'a daha anneanneler, babaanneler, dedeler de üye olacak" diyor.

Size de bir 'Cookie' bırakılmış olabilir

Bu "cookie bırakmak" nasıl bir şey?
Diyelim ki bir internet sitesine girdiniz. O site daha sonra yine geldiğinizde sizi tanıması için, size hiç söylemeden bir "cookie" veriyor. Sonra, bir daha ziyaret ettiğinizde o site size, "Merhaba bilmem kim" diyor. Ama, bazı cookie'lerin işi bu kadarla da bitmiyor. Akıllı cookie'ler sizin ne yaptığınızı, başka hangi sitelere girdiğinizi, hatta mouse'nızın tüm hareketlerini takip edebiliyor. Böylece, o cookie hakkınızda epey bilgi toplamış oluyor.

Ne işe yarıyor bu bilgiler?
Online mağazaların çok işine yarıyor. Kim olduğunuzu, ne aldığınızı, satın alma alışkanlıklarınızı öğreniyorlar ve ona göre satış stratejisi geliştiriyorlar.

Peki bunu istihbarat kuruluşları da yapabilir mi?
Eğer, istihbarat kuruluşlarının sitesine girerseniz ve onlar da sizin bilgisayarınıza bir cookie koyarlarsa sizi izleyebilirler.

6 banka var

Bankalar ne kadar güvenli?
Türkiye'de bankaların data güvenliği biraz sancılı. Altı banka dışında günlük güvenlik denetiminden geçen banka yok. Oysa, bankalar günde ortalama 30'a yakın güvenlik açığıyla karşı karşıyadır.

O altı banka hangileri diye sorsak?
Söyleyemem, çünkü Türkiye'de çok ağır bir Bankacılık Yasası var. Hatırlarsanız, rahmetli Sakıp Sabancı bile kendi bankası için en güvenli demişti ve ceza ödemişti.

Güvenliği iyi olmayan bankalardaki müşterileri bekleyen tehlike ne?
Hesap bilgilerinin ortaya çıkması ya da hesapların boşaltılması.

O zaman hiç değilse şunu söyleyin: Tüketici neye göre banka seçmeli?
Bu işte tüketicinin uzaktan anlayabileceği bir ayraç yoktur. Tek yapılabilecek şey, banka güvenliğiyle ilgili haberleri yakından takip etmektir.

Hani, hiç hack'lenemeyen bir site vardı, o hâlâ ayakta duruyor mu?
Evet, hâlâ hack'lenemedi. Amerikan deniz piyadelerinin "marines.com" sitesi... Yıllardır, en çok atak alan sitelerin başında geliyor, ama hâlâ indirilemedi. Çünkü güvenliği çok sağlam.

Türk hacker'ların ünü sürüyor mu?
Hacker'likten kazanç elde etme konusunda Ruslar bir numara, ama milliyetçi tarzda davranış biçimi olarak hâlâ bir numara Türk hacker'ları.

E-mail kaydediliyor
Aslında, biz yazışmalarımızı ne kadar korursak koruyalım, bunlar zaten görülüyor değil mi?
Hepimizinki görülmüyor, ama hepimizinki algoritmalı bir düzende izleniyor.

Kim tarafından?
ABD, TC ve her kim istiyorsa... Ancak, bu izleme ülkeler tarafından elektronik, yani data boyutundaki programcıklara yaptırılıyor.

O nasıl oluyor?
Temel olarak kullandığımız sistemi, bir telefon sistemine benzetirsek biraz daha anlaşılır olur. Sizinle aramızda direkt bir hat olmadığı için görüşmeleri erişim noktalarına yani santrallere bağlanarak gerçekleştiriyoruz. Böylece, hem ulusal internet omurgamız üzerinden hem de uluslararası internet omurgası üzerinden iletişim sağlamış oluyoruz. Tabii, bu sırada da tüm yazışmalarımız geçici bir süre için sistem tarafından kayıt ediliyor. Bu kayıtlar insan gözüyle değil, programlar tarafından yapılıyor.

Ama, ne zaman ki izleyenler, "A kişisinin e-mailleri okunsun, hesaplarına bakılsın" der, ya da ne zamanki program o e-maillerin içinde bazı kelimelere rastlar, işte o zaman insan gözüyle takip seviyesine geçer.

Bu kayıtlar nerede yapılıyor?
İnternet omurgasından hat alınan herhangi bir yerde.

Böyle bir teknolojiye devletler mi sahip, yoksa canı isteyen herkes mi?
Güç odakları ve otorite sahipleri. Canı isteyen ve yetenekli bir hacker, ancak, iki kişi arasındaki yazışmayı kayıt edebilir, ama o omurgadan çıkan bütün yazışmaları tarayamaz.

Büyük güç otoritelerini kenara koysak, şirketlerde durum nasıl?
Birçok şirkette patronlar, çalışanlarının iş yerinde kullandıkları tüm ekranlarını izler. Üstelik, sadece şirketinizin e-mail adresinden yaptığınız yazışmaları değil, başka bir e-mail adresiniz varsa, onu da izlerler. Ve bu, emin olun, sanıldığından daha yaygın bir uygulamadır.

Arama motorunu kandırabilirsiniz
Arama motorlarında, kişi ya da kuruluşlar hakkında çıkan olumsuz bilgileri yok etmenin imkânı var mı?
Yok edemezsiniz, ama arama motorunu kandırabilirsiniz. Çünkü, yapılan bir araştırmaya göre, arama motorlarının ilk sayfasını açıp, ikinci sayfaya geçmeyenlerin oranı yüzde 88. Dördüncü sayfaya kadar gelenler ise sadece yüzde 1. Yani, hakkınızda istemediğiniz bilgileri yok edemezsiniz, ama 2'den sonraki sayfalara ötelerseniz, gözden kaçırmış olursunuz. Çünkü, kimse bakmıyor.

Peki, bu öteleme kolay bir şey mi?
Hiç değil. Üstelik pahalı. Çünkü istenmeyen bilgileri sonraki sayfalara kaydırıp, ilk sayfayı temizleyebilmek için en az 100 farklı kritere uygun ve en az 100 site, haberi yeniden kurgulamak gerekiyor.

'Zede' uyarısı

'Facebook'zedeler başladı mı?
Birkaç çeşit zede var. Birisi kendi adına başkaları tarafından adres alınanlar. Böyle bir duruma karşı yapabilecek tek bir şey var, o da kullanmasanız bile Facebook'a üye olmanız, kendi isim hakkınızı almanız. Artık, başkaları isminizi kullansa bile gerçeği de orada durmuş olur.

Başka zedeler?
Fotoğrafı kullanılanlar var. Facebook'a konulan resimlerin üzerinde oynamak mümkün. Ya da o resimleri başka ilişkilerin içine yerleştirmek... Bu

durumlarda yapacak hiçbir şey yok. Ne mahkemeye gidebilirsiniz ne de o resimleri yok edebilirsiniz. Resimlerinizi her türlü kişi tarafından kopyalanıp kullanılabileceğini düşünerek seçin.

Kendi sayfanızı kapatsanız?
Her zaman böyle bir hakkınız var, ama kendiniz Facebook'tan çıksanız bile başkasının albümündeki fotoğraflarınızı silemezsiniz. Bu tamamen o kişiye kalmış.

Aslında, kötülük yapmak isteyenler için internet inanılmaz güzel bir mecra. Kadınlar, çocuklar, erkekler... İsteyen herkes için kötülük üretilebilir.

Sanki, "Facebook'a girmeyin" der gibisiniz, ama galiba siz de Facebook'tasınız?
'Facebook'a girmeyin' demiyorum. Ama, riskleri bilin ve bu riskleri tolere edebiliyorsanız, taşıyabiliyorsanız girin. Orada karşılaşabileceklerinizi bilin. Fotoğraflarınızı ona göre koyun.

Facebook'taki konumunuzu belirleyin. Ama, yok, ben bu riskleri tolere edemem ve riske de açığım diyorsanız o zaman meraklarınızı yenmenizi öneririm. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[BİLGİSAYAR VE İNTERNETTE CİDDİ SORUNLAR YAŞAMAMAK İÇİN AŞAĞIDAKİLERİ OKUMANIZ TAVSİYE EDİLİR !

İNTERNETİ ÇOK DİKKATLİ KULLANINIZ !.
Bu haftaki konuğumuz olan İnan Taptık, 1961 İstanbul doğumlu. Ankara İktisadi Ticari İlimler Akademisi mezunu. İlk bilgisayarını 1982'de aldı. Hayatını uzunca bir süre yazdığı programlardan kazandı. Ancak, 40 yaşında kendini emekliye ayırıp teknede yaşamaya başladığı günlerde bir sorunla karşılaştı: Hobi olsun diye hazırladığı internet siteleri sürekli hack'leniyordu. "Kendimi hacker'lardan nasıl korurum?" diye bir araştırma yapınca, ABD'nin bilgisayar güvenlik firması Hacker Safe'le tanıştı.

Taptık, şirket merkezinin pek çok güvenlik araştırmasından geçtikten sonra Türkiye temsilcisi oldu. Halihazırda büyük firma ve kuruluşların data güvenlik sistemlerini koruyan Taptık'la günlük hayatımızı internetin son tehlikelerinden nasıl koruyacağımızı konuştuk:

Bilgisayarda ciddi bela var
Sizinle buluşmadan önce telefonda konuştuğumuzda internet kullanıcıları için ciddi bir beladan söz etmiştiniz. İsterseniz o konudan başlayalım?..

Bu, sadece internet kullanıcıları değil, bilgileri bilgisayar ortamında kayıtlı olan, yani herkesin sorunu: Kimlik hırsızlığı. Kimlik bilgileriniz, adresleriniz, numaralarınız, şifreleriniz, banka işlemleriniz, alışveriş tercihleriniz, hepsi çalınıp, başkaları tarafından kullanılabilir.

Bu eskiden de mümkün değil miydi zaten?
Elbette, hacker'lar şifre kırarak yapardı. Ama, artık çok daha kolay. Hacker olmayan, daha az yetenekli biri bile artık kimliğinizi çalabilir.

Değişen ne?
Çünkü, artık wireless (kablosuz internet) var ve kullanımı hızla artıyor. Aldığınız ve yolladığınız e-mail'lerden bankacılık bilgilerinize kadar ekranınızdaki her şey okunabiliyor.

Kim okuyabiliyor?

İsteyen herkes. Mesela, wireless'ı olan kahve zinciri dükkânlardan birine girdiniz. Ya da havaalanındasınız. Veya otelde... Oradaki wireless'a bağlandınız ve işlem yapıyorsunuz. Yaptığınız her şey arka masadaki ya da yan odadaki biri tarafından rahatlıkla görülebilir.. Buna "blackberry" gibi cihazlar dahil...

Başkasının bilgisayarındaki bilgileri nasıl izliyorlar peki?
Çünkü, bu wireless dediğiniz şey aslında zaten bir yayın. Ve herkes tarafından çok kolay izlenebilir bir yayın. Sizin bilgisayarınızla wireless router'ı arasında havadaki sinyalleri herkes izleyebilir. Üstelik bunu yapmak öyle fazla bir yetenek de gerektirmez.

- Peki, acaba o bahsettiğiniz kafeler ya da havaalanlarında şöyle tipler var mıdır; birilerinin gelip bankacılık işlemlerini wireless'tan yapmasını bekleyenler... Yani avını bekler gibi?..
Tabii ki çok... Bazen kredi kartı kullanarak bir şey alanları beklerler... Bazen de gizli aşığıyla yazışanları... Bu da bir tür kapkaç sonuçta. "Wireless kapkaççılığı"... Ve bu tüm dünyanın da en yaygın siber suçudur.

Wireless'e dikkat edin

Öneriniz?..
Kesinlikle, wireless bağlantılı yerlerde bilgisayarınızdan sadece gazete veya haber portallarına bağlanın, hiç değilse insanlarla sizin için risk taşımayan bilgilerinizi paylaşmış olun.

Açık alanlarda durum böyle, ya peki evlerimizdeki wireless'ı kullanırken?..
Sizi evinizde monitor edecek kimse yoktur, ancak, burada da çok başka bir sorunla karşı karşıyasınız. O da yetkisiz kişiler tarafından sizin wireless internet hattınızın kullanılarak suç işlenebilmesi...

Banka dolandırıcılığı, çocuk pornosu vs. gibi... Belki üst komşunuz, belki de aşağıdaki lokantada oturan, hatta belki de arabasını sizin evinizin önüne park eden biri sizin wireless'nızı kullanarak birtakım suçlar işleyebilir.

Wireless şifremizin olması yetmez mi?
Yetmez. Onu da çok kolay bir şekilde kırıyorlar. Hatta nasıl kırılacağını bilgisayar dergileri ek olarak verdi. Google'a "wireless şifre kırma" yazınca bile yüzlerce program bulunuyor.

Ee o zaman evde de wireless kullanmayalım?..
Yok, kullanabilirsiniz, ama internet dünyasındaki mantık hep aynıdır: Tolere edebileceğiniz riskleri taşıyın. Çalınmasını tolere edemeyeceğiniz bilgilerinizi kablolu internet üzerinden yazışın. Ayrıca, sadece yazışmamak da yetmez, işiniz yoksa wireless'inizi kapatın. Programın içine girip disable edin. Hatta şifrelemek için de birkaç önerim olabilir: Kablosuz internet modeminizin ayarlarından bağlanacak bilgisayarınızın MAC (Media Access Control ) numarasını tanımlayabilirseniz, başka bir bilgisayar sizin sisteminize bağlanamaz.

Bir de üreticilerin verdikleri standart cihazlardaki IP numaralarını değiştirirseniz hacker'ların işlerini çok zorlaştırmış olacaksınız. Daha başka yöntemler de var, ancak, bu yöntemler herkes tarafından kolay uygulanabilir ve her şartta standart şifrelemeden çok çok daha güvenlidir.

Kablolu internetin olmadığı yerlerde GPRS ile bağlanmak?.. Biraz fazla tuzlu oluyor, ama güvenli mi?
Tabii daha güvenli. Çünkü şifrelenerek giden bir sistemi kullanıyorsunuz. Onun için bunu scan etmek zor. İlla ki edilir de çok daha zor ve daha büyük bir teknik yapı gerektiriyor.

Bilmeden suçlu olursunuz

Peki, bu yüzden başına iş açılan insanlar var mı Türkiye'de?
Az değil. Mesela bir adamın oğlu yurtdışına eğitime gittiği sırada çevreden bağlanan birisi onların wireless'ıyla suç teşkil edecek materyaller indirmiş. Tabii ki polisler IP'sini tespit edip adamın kapısına gelmişler. Adam şok. Bilgisayarı açmayı bile bilmiyorken hakkında dava açılmış.

Mahkemeye birkaç kez gidip geldikten sonra gerçek ortaya çıkmış. O yüzden de herkese wireless'larıyla ilgili güvenlik önlemlerini bir kez daha gözden geçirmelerini tavsiye ederim.

ANNEANNELER BİLE FACEBOOK'ÇU OLACAK
Cumartesi günü itibariyle Türkiye'den Facebook'a üye sayısı 1 milyon 415 bin 768. Taptık, bu ilginin daha da devam edeceğini, çünkü kullanıcıların henüz Facebook'un gerçek dinamiklerini keşfetmediklerini söylüyor. Mesela, henüz aile ağaçlarının kurulmadığını belirten Taptık, "Bu demektir ki Facebook'a daha anneanneler, babaanneler, dedeler de üye olacak" diyor.

Size de bir 'Cookie' bırakılmış olabilir

Bu "cookie bırakmak" nasıl bir şey?
Diyelim ki bir internet sitesine girdiniz. O site daha sonra yine geldiğinizde sizi tanıması için, size hiç söylemeden bir "cookie" veriyor. Sonra, bir daha ziyaret ettiğinizde o site size, "Merhaba bilmem kim" diyor. Ama, bazı cookie'lerin işi bu kadarla da bitmiyor. Akıllı cookie'ler sizin ne yaptığınızı, başka hangi sitelere girdiğinizi, hatta mouse'nızın tüm hareketlerini takip edebiliyor. Böylece, o cookie hakkınızda epey bilgi toplamış oluyor.

Ne işe yarıyor bu bilgiler?
Online mağazaların çok işine yarıyor. Kim olduğunuzu, ne aldığınızı, satın alma alışkanlıklarınızı öğreniyorlar ve ona göre satış stratejisi geliştiriyorlar.

Peki bunu istihbarat kuruluşları da yapabilir mi?
Eğer, istihbarat kuruluşlarının sitesine girerseniz ve onlar da sizin bilgisayarınıza bir cookie koyarlarsa sizi izleyebilirler.

6 banka var

Bankalar ne kadar güvenli?
Türkiye'de bankaların data güvenliği biraz sancılı. Altı banka dışında günlük güvenlik denetiminden geçen banka yok. Oysa, bankalar günde ortalama 30'a yakın güvenlik açığıyla karşı karşıyadır.

O altı banka hangileri diye sorsak?
Söyleyemem, çünkü Türkiye'de çok ağır bir Bankacılık Yasası var. Hatırlarsanız, rahmetli Sakıp Sabancı bile kendi bankası için en güvenli demişti ve ceza ödemişti.

Güvenliği iyi olmayan bankalardaki müşterileri bekleyen tehlike ne?
Hesap bilgilerinin ortaya çıkması ya da hesapların boşaltılması.

O zaman hiç değilse şunu söyleyin: Tüketici neye göre banka seçmeli?
Bu işte tüketicinin uzaktan anlayabileceği bir ayraç yoktur. Tek yapılabilecek şey, banka güvenliğiyle ilgili haberleri yakından takip etmektir.

Hani, hiç hack'lenemeyen bir site vardı, o hâlâ ayakta duruyor mu?
Evet, hâlâ hack'lenemedi. Amerikan deniz piyadelerinin "marines.com" sitesi... Yıllardır, en çok atak alan sitelerin başında geliyor, ama hâlâ indirilemedi. Çünkü güvenliği çok sağlam.

Türk hacker'ların ünü sürüyor mu?
Hacker'likten kazanç elde etme konusunda Ruslar bir numara, ama milliyetçi tarzda davranış biçimi olarak hâlâ bir numara Türk hacker'ları.

E-mail kaydediliyor
Aslında, biz yazışmalarımızı ne kadar korursak koruyalım, bunlar zaten görülüyor değil mi?
Hepimizinki görülmüyor, ama hepimizinki algoritmalı bir düzende izleniyor.

Kim tarafından?
ABD, TC ve her kim istiyorsa... Ancak, bu izleme ülkeler tarafından elektronik, yani data boyutundaki programcıklara yaptırılıyor.

O nasıl oluyor?
Temel olarak kullandığımız sistemi, bir telefon sistemine benzetirsek biraz daha anlaşılır olur. Sizinle aramızda direkt bir hat olmadığı için görüşmeleri erişim noktalarına yani santrallere bağlanarak gerçekleştiriyoruz. Böylece, hem ulusal internet omurgamız üzerinden hem de uluslararası internet omurgası üzerinden iletişim sağlamış oluyoruz. Tabii, bu sırada da tüm yazışmalarımız geçici bir süre için sistem tarafından kayıt ediliyor. Bu kayıtlar insan gözüyle değil, programlar tarafından yapılıyor.

Ama, ne zaman ki izleyenler, "A kişisinin e-mailleri okunsun, hesaplarına bakılsın" der, ya da ne zamanki program o e-maillerin içinde bazı kelimelere rastlar, işte o zaman insan gözüyle takip seviyesine geçer.

Bu kayıtlar nerede yapılıyor?
İnternet omurgasından hat alınan herhangi bir yerde.

Böyle bir teknolojiye devletler mi sahip, yoksa canı isteyen herkes mi?
Güç odakları ve otorite sahipleri. Canı isteyen ve yetenekli bir hacker, ancak, iki kişi arasındaki yazışmayı kayıt edebilir, ama o omurgadan çıkan bütün yazışmaları tarayamaz.

Büyük güç otoritelerini kenara koysak, şirketlerde durum nasıl?
Birçok şirkette patronlar, çalışanlarının iş yerinde kullandıkları tüm ekranlarını izler. Üstelik, sadece şirketinizin e-mail adresinden yaptığınız yazışmaları değil, başka bir e-mail adresiniz varsa, onu da izlerler. Ve bu, emin olun, sanıldığından daha yaygın bir uygulamadır.

Arama motorunu kandırabilirsiniz
Arama motorlarında, kişi ya da kuruluşlar hakkında çıkan olumsuz bilgileri yok etmenin imkânı var mı?
Yok edemezsiniz, ama arama motorunu kandırabilirsiniz. Çünkü, yapılan bir araştırmaya göre, arama motorlarının ilk sayfasını açıp, ikinci sayfaya geçmeyenlerin oranı yüzde 88. Dördüncü sayfaya kadar gelenler ise sadece yüzde 1. Yani, hakkınızda istemediğiniz bilgileri yok edemezsiniz, ama 2'den sonraki sayfalara ötelerseniz, gözden kaçırmış olursunuz. Çünkü, kimse bakmıyor.

Peki, bu öteleme kolay bir şey mi?
Hiç değil. Üstelik pahalı. Çünkü istenmeyen bilgileri sonraki sayfalara kaydırıp, ilk sayfayı temizleyebilmek için en az 100 farklı kritere uygun ve en az 100 site, haberi yeniden kurgulamak gerekiyor.

'Zede' uyarısı

'Facebook'zedeler başladı mı?
Birkaç çeşit zede var. Birisi kendi adına başkaları tarafından adres alınanlar. Böyle bir duruma karşı yapabilecek tek bir şey var, o da kullanmasanız bile Facebook'a üye olmanız, kendi isim hakkınızı almanız. Artık, başkaları isminizi kullansa bile gerçeği de orada durmuş olur.

Başka zedeler?
Fotoğrafı kullanılanlar var. Facebook'a konulan resimlerin üzerinde oynamak mümkün. Ya da o resimleri başka ilişkilerin içine yerleştirmek... Bu

durumlarda yapacak hiçbir şey yok. Ne mahkemeye gidebilirsiniz ne de o resimleri yok edebilirsiniz. Resimlerinizi her türlü kişi tarafından kopyalanıp kullanılabileceğini düşünerek seçin.

Kendi sayfanızı kapatsanız?
Her zaman böyle bir hakkınız var, ama kendiniz Facebook'tan çıksanız bile başkasının albümündeki fotoğraflarınızı silemezsiniz. Bu tamamen o kişiye kalmış.

Aslında, kötülük yapmak isteyenler için internet inanılmaz güzel bir mecra. Kadınlar, çocuklar, erkekler... İsteyen herkes için kötülük üretilebilir.

Sanki, "Facebook'a girmeyin" der gibisiniz, ama galiba siz de Facebook'tasınız?
'Facebook'a girmeyin' demiyorum. Ama, riskleri bilin ve bu riskleri tolere edebiliyorsanız, taşıyabiliyorsanız girin. Orada karşılaşabileceklerinizi bilin. Fotoğraflarınızı ona göre koyun.

Facebook'taki konumunuzu belirleyin. Ama, yok, ben bu riskleri tolere edemem ve riske de açığım diyorsanız o zaman meraklarınızı yenmenizi öneririm. ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Felaket senaryosu için Nuh'un gemisi yapılıyor]]></title>
			<link>http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15517</link>
			<pubDate>Tue, 24 Jan 2012 16:29:54 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15517</guid>
			<description><![CDATA[Nuh'un gemisi bu tünelin ucunda

Beşinci Güneş Çağı&#8217;nın 21 Aralık 2012&#8217;de sona ereceğini gösteren Mayaların Haab takvimine dayandırılan kıyamet senaryoları sıkça karşımıza çıkıyor.

Dünya&#8217;daki yaşamın yok olacağına inananlar hayatta kalmak için planlar yaparken, Norveç, olası bir felaket senaryosuna karşıçok hummalı bir çalışma yaptı.

Kehanetler bir yana dursun, Norveç dünyanın geleceğini en çok tehdit eden doğa olayına karşı hazırlıklarını yapmış durumda.

İskandinav ülkesi, küresel ısınmanın tehdit ettiği yüz binlerce bitki türü ve sebzenin tohumlarını saklayan dev bir "yeraltı kasasına" ev sahipliği yapıyor. Kıyıları sayısız fiyord ve adacıkla kaplı olan Norveç, Şubat 2008&#8217;de hizmete açılan Svalbard Küresel Tohum Kasası'yla, tarım ürünlerini doğal afetlere karşı koruma altına aldı.

Norveç&#8217;in Svalbard takımadalarında bulunan tohum kasasına, donmuş toprağın derinliklerine kazılan 125 metrelik tünelle ulaşılıyor.

Açıldığı zaman, içinde 100 ülkeden getirilmiş 100 milyondan fazla tohum bulundurması planlanan tohum kasasında, Mart 2010&#8217;a gelindiğinde 500 bin çeşit tohum saklanıyordu.

Haberin Devamı

Svalbard kasası, bulunduğu konum ve mühendislik özellikleri sayesinde, elektrikleri kesilse bile sakladığı tohumları, en az bin 700 yıl bozulmadan saklayabilecek.

&#8220;KIYAMET GÜNÜ KASASI&#8221;

Norveç&#8217;in &#8220;kıyamet günü kasası&#8221; olarak da bilinen Svalbard, patlıcan, marul, arpa, patates, mısır vebuğday gibi önemli gıdaların yanı sıra, ABD, Avrupa, Orta Asya ve Asya&#8217;dan getirilen her çeşit bitkitohumunu saklıyor.

İnşasına 2006&#8217;da başlanan ve Şubat 2008&#8217;de faaliyete geçen Svalbard, yılın dört ayı tamamen karanlık geçen bir bölgede kuruldu. Girişinde dört kalın çelik kapının bulunduğu kasa, sabit olarak -18 santigrat sıcaklığa sahip.

İçindeki sıcaklık ve diğer koşullar, uydularla bağlantılı elektronik vericilerle kontrol edilen dev kasa, en kötü doğal afetlere maruz kalsa bile en az 200 yıl boyunca donmuş halde kalacak.

ULAŞILMASI ÇOK ZOR

Norveçli mühendisler, doğal afetler bir yana, kötü amaçlı insanların ulaşmasını engellemek için de hertürlü yolu düşünmüş.

Svalbard kasası, Norveç ana karasından tam 965 kilometre kuzeydeki kutup bölgesinde yer alıyor.

Norveçli yetkililer Dünya&#8217;daki tarımın yeniden başlatılması için Svalbard&#8217;a muhtaç kalınmayacağını umuyor. Yine de, sadece 4.8 milyon dolarlık bir yatırımla bugün 4,5 milyon çeşit, toplam 2 milyardan fazla tohum bu kasada saklanıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Nuh'un gemisi bu tünelin ucunda

Beşinci Güneş Çağı&#8217;nın 21 Aralık 2012&#8217;de sona ereceğini gösteren Mayaların Haab takvimine dayandırılan kıyamet senaryoları sıkça karşımıza çıkıyor.

Dünya&#8217;daki yaşamın yok olacağına inananlar hayatta kalmak için planlar yaparken, Norveç, olası bir felaket senaryosuna karşıçok hummalı bir çalışma yaptı.

Kehanetler bir yana dursun, Norveç dünyanın geleceğini en çok tehdit eden doğa olayına karşı hazırlıklarını yapmış durumda.

İskandinav ülkesi, küresel ısınmanın tehdit ettiği yüz binlerce bitki türü ve sebzenin tohumlarını saklayan dev bir "yeraltı kasasına" ev sahipliği yapıyor. Kıyıları sayısız fiyord ve adacıkla kaplı olan Norveç, Şubat 2008&#8217;de hizmete açılan Svalbard Küresel Tohum Kasası'yla, tarım ürünlerini doğal afetlere karşı koruma altına aldı.

Norveç&#8217;in Svalbard takımadalarında bulunan tohum kasasına, donmuş toprağın derinliklerine kazılan 125 metrelik tünelle ulaşılıyor.

Açıldığı zaman, içinde 100 ülkeden getirilmiş 100 milyondan fazla tohum bulundurması planlanan tohum kasasında, Mart 2010&#8217;a gelindiğinde 500 bin çeşit tohum saklanıyordu.

Haberin Devamı

Svalbard kasası, bulunduğu konum ve mühendislik özellikleri sayesinde, elektrikleri kesilse bile sakladığı tohumları, en az bin 700 yıl bozulmadan saklayabilecek.

&#8220;KIYAMET GÜNÜ KASASI&#8221;

Norveç&#8217;in &#8220;kıyamet günü kasası&#8221; olarak da bilinen Svalbard, patlıcan, marul, arpa, patates, mısır vebuğday gibi önemli gıdaların yanı sıra, ABD, Avrupa, Orta Asya ve Asya&#8217;dan getirilen her çeşit bitkitohumunu saklıyor.

İnşasına 2006&#8217;da başlanan ve Şubat 2008&#8217;de faaliyete geçen Svalbard, yılın dört ayı tamamen karanlık geçen bir bölgede kuruldu. Girişinde dört kalın çelik kapının bulunduğu kasa, sabit olarak -18 santigrat sıcaklığa sahip.

İçindeki sıcaklık ve diğer koşullar, uydularla bağlantılı elektronik vericilerle kontrol edilen dev kasa, en kötü doğal afetlere maruz kalsa bile en az 200 yıl boyunca donmuş halde kalacak.

ULAŞILMASI ÇOK ZOR

Norveçli mühendisler, doğal afetler bir yana, kötü amaçlı insanların ulaşmasını engellemek için de hertürlü yolu düşünmüş.

Svalbard kasası, Norveç ana karasından tam 965 kilometre kuzeydeki kutup bölgesinde yer alıyor.

Norveçli yetkililer Dünya&#8217;daki tarımın yeniden başlatılması için Svalbard&#8217;a muhtaç kalınmayacağını umuyor. Yine de, sadece 4.8 milyon dolarlık bir yatırımla bugün 4,5 milyon çeşit, toplam 2 milyardan fazla tohum bu kasada saklanıyor.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Teslim ol İzmir… Etrafın sarıldı Başkan'ın elimizde! - Yılmaz Özdil]]></title>
			<link>http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15516</link>
			<pubDate>Tue, 24 Jan 2012 16:23:37 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15516</guid>
			<description><![CDATA[Teslim ol İzmir… Etrafın sarıldı Başkan'ın elimizde!

YILMAZ ÖZDİL-HÜRRİYET- 21 OCAK2012

Hükümet üyesi bi zat, teee üç sene evvel İzmir'i artık teslim almamız lazım demişti.


İzmir mebusu tutuklu…
İzmir Belediye Başkanı'na
397 sene hapis isteniyor.
*
İnanın abartmıyorum, görenler bilir, dünyanın hiçbir yerinde İzmir'deki kadar güzel batmaz güneş… Alt tarafı bi tur atıp geri gelecek olmasına rağmen, gitmek istemez adeta… Tren garlarındaki duygusal vedalaşmalar gibi ağırdan alır.
*
Gene öyle bi vakit…
Tükenmeyen enerji, kavuniçi top olmuş, trajik yangının küllerinden doğan şehrimin ufuk çizgisinde, körfeze iniyor aheste aheste, usuuul usul… Kadehin dibine vurma saati.
*
Adres, Kordon.
Naim Palas.
Cumbada oturuyor…
Sarışın kurt.
Sevmez fazla yemeği.
Leblebi var önünde.
Garson titriyor.
Çünkü, çocuk Rum.
Sesleniyor gazi…
Şefkatle.
Vre Dimitri diyor.
Gel yavrum.
Çocuk buyur pasam diyor, ş'lere dili dönmeyen kırık dökük Türkçesiyle…
Sizin Kosti diyor, işgal sırasında kasıla kasıla İzmir'e gelen Yunan Kralı'nı kastederek, Sizin Kosti geldi mi buraya?
- Geldi pasam.
- Oturdu mu bu masaya?
- Oturdu pasam.
- Güneş batarken rakı içti mi?
- İçmedi pasam.
- E o zaman sormadın mı be çocuk, ne halt etmeye almaya kalkmış İzmir'i!
*
Bak açık söyleyeyim…
Kapımızın önüne bırakılan avanta gıda kolisine değil, seçim sandığına atarız oyumuzu biz.
*
Zorla teslim almak istiyorsan, polisle, savcıyla, tankla topla gelmen yetmez.
İtfaiye'yle gelmen lazım.
*
Madem gâvuruz…
Yakarız bu şehri.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Teslim ol İzmir… Etrafın sarıldı Başkan'ın elimizde!

YILMAZ ÖZDİL-HÜRRİYET- 21 OCAK2012

Hükümet üyesi bi zat, teee üç sene evvel İzmir'i artık teslim almamız lazım demişti.


İzmir mebusu tutuklu…
İzmir Belediye Başkanı'na
397 sene hapis isteniyor.
*
İnanın abartmıyorum, görenler bilir, dünyanın hiçbir yerinde İzmir'deki kadar güzel batmaz güneş… Alt tarafı bi tur atıp geri gelecek olmasına rağmen, gitmek istemez adeta… Tren garlarındaki duygusal vedalaşmalar gibi ağırdan alır.
*
Gene öyle bi vakit…
Tükenmeyen enerji, kavuniçi top olmuş, trajik yangının küllerinden doğan şehrimin ufuk çizgisinde, körfeze iniyor aheste aheste, usuuul usul… Kadehin dibine vurma saati.
*
Adres, Kordon.
Naim Palas.
Cumbada oturuyor…
Sarışın kurt.
Sevmez fazla yemeği.
Leblebi var önünde.
Garson titriyor.
Çünkü, çocuk Rum.
Sesleniyor gazi…
Şefkatle.
Vre Dimitri diyor.
Gel yavrum.
Çocuk buyur pasam diyor, ş'lere dili dönmeyen kırık dökük Türkçesiyle…
Sizin Kosti diyor, işgal sırasında kasıla kasıla İzmir'e gelen Yunan Kralı'nı kastederek, Sizin Kosti geldi mi buraya?
- Geldi pasam.
- Oturdu mu bu masaya?
- Oturdu pasam.
- Güneş batarken rakı içti mi?
- İçmedi pasam.
- E o zaman sormadın mı be çocuk, ne halt etmeye almaya kalkmış İzmir'i!
*
Bak açık söyleyeyim…
Kapımızın önüne bırakılan avanta gıda kolisine değil, seçim sandığına atarız oyumuzu biz.
*
Zorla teslim almak istiyorsan, polisle, savcıyla, tankla topla gelmen yetmez.
İtfaiye'yle gelmen lazım.
*
Madem gâvuruz…
Yakarız bu şehri.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Caprice Gold İstanbul Hakkında Bilgi - Fiyat Listesi - Canlı Yayın]]></title>
			<link>http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15515</link>
			<pubDate>Tue, 24 Jan 2012 13:18:05 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.canimablama.com/showthread.php?tid=15515</guid>
			<description><![CDATA[

Caprice&#8217;lilerin gurur duyacağı ikinci bir sarayı İstanbul&#8217;da açılıyor. Türkiye&#8217;nin en güzel sarayı Caprice Gold İstanbul&#8217;un yükselen yıldızı Bayrampaşa&#8217;da yükseliyor. Türkiye&#8217;nin en büyük şehir oteli CAPRICE GOLD aynı zamanda güney sahillerini kıskandıracak bir tatil sarayı&#8230;

İstanbul, gündüzü ayrı güzellikte, gecesi ayrı zevklerle dolu yeni bir yaşam merkezine kavuşuyor. Bundan böyle hafta sonu &#8220;çocuklarla nereye gideriz&#8221; ya da  &#8220;akşamları İstanbul&#8217;da gidilecek neresi var ki&#8221; demeyeceksiniz. Bütün güzellikleriyle hayat, İstanbul&#8217;un en güzel mekanı CAPRICE GOLD&#8217;da 24 saat devam ediyor.



İstanbul&#8217;da İlk ve Tek Deniz Kaplıcası CAPRICE GOLD SARAYI&#8217;nda&#8230;

Caprice Gold'da 24 adet kapalı ve 11 adet açık olmak üzere toplam 35 adet havuz bulunuyor. 7 yıldızlı bir otel olarak hayata geçirilen Caprice Gold Palace'ta 1.300 adet saray odası, 14 adet kral dairesi ve 234 adet özel saray salonu bulunuyor.

22 Aralık 2012'de tamamlanarak hizmete girmesi hedeflenen Caprice Gold, 2 bin oda ve 3 bin yataklı bir devre mülk projesi. 8 katı yer altında olmak üzere toplam 28 kattan meydana gelen Caprice Gold'da 5 katlı otopark yer alıyor.

Haftanın 7 Günü CAPRICE GOLD&#8217;da Eğlence Bitmez&#8230;

Türkiye&#8217;nin ve dünyanın sevilen sanatçılarından unutulmaz konserler, tiyatrolar, animastonlar ve havuz oyunları, bayanlara özel matineler, çocuk özel eğlenceleri, luna park ve oyun salonları Türkiye&#8217;nin en güzel sarayı CAPRICE GOLD&#8217;da.



CAPRICE GOLD&#8217;da Dünya Otelciliğinde Bir Devrim! &#8220;3 Gold Sistemi&#8221;

Oda-kahvaltı, yarım pansiyon, tam pansiyon, her şey dahil sistemleri tarihe gömülüyor. Caprice Gold, 3 altın anlamına gelen &#8220;3GOLD&#8221; sistemini dünyada bir ilk olarak başlatıyor. Sadece oda ücretini ödeyen Caprice Gold misafirine &#8220;3 GOLD&#8221; sisteminde 1 odanın yanı sıra 1 otomobil ve 1 saray hizmet paketi ücretsiz olarak sunuluyor.

3 Gold Sistemi Avantajları&#8230;

İstanbul&#8217;un 5 yıldızlı otelinde sadece oda ücreti ortalama170 Euro&#8217;dur. Bu otellerde, kahvaltıdan başlamak üzere misafirin aldığı diğer tüm hizmetler ayrıca ücretlendirilmekte ve günlük konaklama bedeli ortalama 260 Euro olarak gerçekleşmektedir.

Caprice Gold&#8217;un 3 Gold Sistemi&#8217;nde 2 kişinin konaklayabileceği saray odasının ortalama fiyatı 120 Euro&#8217;dur.

3 Gold Sistemi&#8217;nde, Caprice Gold misafiri ayrıca günlük 120 Euro tutarında ücretsiz ekstra kullanım hakkına sahiptir.Caprice Gold misafiri bu ücretsiz ekstra hakkını, araç kullanımı ile 24 saat açık büfe ve diğer saray hizmetlerinden yararlanmak suretiyle, konakladığı süre içerisinde veya konaklamadan sonraki 5 yıl içerisinde  kullanabilir veya dostlarına kullandırabilir. İşte Caprice Gold misafirlerinin avantajları&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[

Caprice&#8217;lilerin gurur duyacağı ikinci bir sarayı İstanbul&#8217;da açılıyor. Türkiye&#8217;nin en güzel sarayı Caprice Gold İstanbul&#8217;un yükselen yıldızı Bayrampaşa&#8217;da yükseliyor. Türkiye&#8217;nin en büyük şehir oteli CAPRICE GOLD aynı zamanda güney sahillerini kıskandıracak bir tatil sarayı&#8230;

İstanbul, gündüzü ayrı güzellikte, gecesi ayrı zevklerle dolu yeni bir yaşam merkezine kavuşuyor. Bundan böyle hafta sonu &#8220;çocuklarla nereye gideriz&#8221; ya da  &#8220;akşamları İstanbul&#8217;da gidilecek neresi var ki&#8221; demeyeceksiniz. Bütün güzellikleriyle hayat, İstanbul&#8217;un en güzel mekanı CAPRICE GOLD&#8217;da 24 saat devam ediyor.



İstanbul&#8217;da İlk ve Tek Deniz Kaplıcası CAPRICE GOLD SARAYI&#8217;nda&#8230;

Caprice Gold'da 24 adet kapalı ve 11 adet açık olmak üzere toplam 35 adet havuz bulunuyor. 7 yıldızlı bir otel olarak hayata geçirilen Caprice Gold Palace'ta 1.300 adet saray odası, 14 adet kral dairesi ve 234 adet özel saray salonu bulunuyor.

22 Aralık 2012'de tamamlanarak hizmete girmesi hedeflenen Caprice Gold, 2 bin oda ve 3 bin yataklı bir devre mülk projesi. 8 katı yer altında olmak üzere toplam 28 kattan meydana gelen Caprice Gold'da 5 katlı otopark yer alıyor.

Haftanın 7 Günü CAPRICE GOLD&#8217;da Eğlence Bitmez&#8230;

Türkiye&#8217;nin ve dünyanın sevilen sanatçılarından unutulmaz konserler, tiyatrolar, animastonlar ve havuz oyunları, bayanlara özel matineler, çocuk özel eğlenceleri, luna park ve oyun salonları Türkiye&#8217;nin en güzel sarayı CAPRICE GOLD&#8217;da.



CAPRICE GOLD&#8217;da Dünya Otelciliğinde Bir Devrim! &#8220;3 Gold Sistemi&#8221;

Oda-kahvaltı, yarım pansiyon, tam pansiyon, her şey dahil sistemleri tarihe gömülüyor. Caprice Gold, 3 altın anlamına gelen &#8220;3GOLD&#8221; sistemini dünyada bir ilk olarak başlatıyor. Sadece oda ücretini ödeyen Caprice Gold misafirine &#8220;3 GOLD&#8221; sisteminde 1 odanın yanı sıra 1 otomobil ve 1 saray hizmet paketi ücretsiz olarak sunuluyor.

3 Gold Sistemi Avantajları&#8230;

İstanbul&#8217;un 5 yıldızlı otelinde sadece oda ücreti ortalama170 Euro&#8217;dur. Bu otellerde, kahvaltıdan başlamak üzere misafirin aldığı diğer tüm hizmetler ayrıca ücretlendirilmekte ve günlük konaklama bedeli ortalama 260 Euro olarak gerçekleşmektedir.

Caprice Gold&#8217;un 3 Gold Sistemi&#8217;nde 2 kişinin konaklayabileceği saray odasının ortalama fiyatı 120 Euro&#8217;dur.

3 Gold Sistemi&#8217;nde, Caprice Gold misafiri ayrıca günlük 120 Euro tutarında ücretsiz ekstra kullanım hakkına sahiptir.Caprice Gold misafiri bu ücretsiz ekstra hakkını, araç kullanımı ile 24 saat açık büfe ve diğer saray hizmetlerinden yararlanmak suretiyle, konakladığı süre içerisinde veya konaklamadan sonraki 5 yıl içerisinde  kullanabilir veya dostlarına kullandırabilir. İşte Caprice Gold misafirlerinin avantajları&#8230;]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>
